Suriye Kürtleri Ve 13 sayılı Kararname..
Suriye Kürtleri Ve 13 sayılı Kararname..
Hepimiz Esad dönemi
Suriye’sinde Kürtlere vatandaşlık haklarının verilmediğini duyarız, biliriz.
Evet; 1962 yılında
Haseke’de olağanüstü nüfus sayımı yapılmış ve o sayımda on binlerce Kürt,
çeşitli gerekçelerle Suriye vatandaşı olarak kaydedilmemiştir. Sayım sonucunda da Kürtler üç gruba
ayrılmıştır:
Vatandaş olanlar,
“Ajanib” (yabancı) olarak kaydedilenler,
Hiçbir kaydı olmayan “maktumin”ler.
Sonuncusu
çoğunlukta.. Yani Maktuminler..Yani resmî olarak “yok sayılan”, yani hiçbir
nüfus kaydı bulunmayan kişiler;kimlik kartı alamazlar,okula resmî olarak kayıt
yaptıramazlar,ev, arsa, araba satın alamazlar, resmi olarak evlenemez,seyahat
edemezler,sağlık ve sosyal hizmetlerden yararlanamazlar vs vs..
Hafız Esad bu
uygulamayı daha keskin bir şekilde devam ettirmiş ve kurumsallaşmıştır.
Vatandaşlık
hakkından mahrum bırakılan Kürtler; resmî
kimlik belgesi alamamış, mülk edinme, seyahat, eğitim ve sağlık gibi temel
haklardan yararlanamamış, kamu sektöründe çalışma ve siyasal katılım
haklarından dışlanmıştır. Tabi bu durum Kürtleri marjinalleştirmiş, sözüm ona “vatandaş”
Suriyelilerce Hindistan’daki Kast sisteminin Paryaları gibi görülmüştür.
Zaten Baas denilen
yönetim etnik milliyetçiliğe dayanan bir yönetimdi. Baba Esad dönemindeki
pervasız asimilasyon politikası oğul tarafından tüm canlılığıyla devam
ettirilmiştir.
Şimdi ŞARA yönetiminin
iş başına gelmesi ve 16 Ocak’ta Kürtlere vatandaşlık haklarını veren kararname
imzalaması bölgede gizli ajandası
olmayan, geleceği İsrail ve Amerika tarafından ipotek altına alınmamış,
kendilerine olmayacak bir hayali vaad edenlere bel bağlamamış Kürtler
tarafından sevinçle karşılanmıştı. Bu nedenledir ki “Barazi Kürt aşireti” gibi
bir çok büyük aşiretler YPG’ye olan desteklerini çekmişlerdi.
Varlığını emperyalistlerin varlığına adayan Kürt gurupların bu durumdan
rahatsız olması gayet doğal. Neticede bölge için çok büyük ücretler alanlar
onlar,ellerinde silahlarla kendilerini güvende hisseden ve silahsız olanlara
her ihtiyacını karşılatan da onlar. Tabi onlar da bölgede bir Kürt devleti veya
egemen bir devletin sınırlarında Kanton
tarzı bir yapılanma olmayacağını gayet iyi biliyorlar. Ama mesele ordaki Kürt
halkının geleceği değil, YPG’nin “elit” kesminin ayrıcalıklarının
korunması..Halbuki bu da düşünüldü ve kendilerine rütbe bile vaat edildi..Ama daha
da fazlası istendi..
15 günün sonunda
neler olacağını bekleyip göreceğiz. Ama benim tahminim; değişen hiçbir şeyin
olmayacağı ve Abdi gibi örgütün yöneticilerinin
bu süreyi sığınma talebinde bulunulacak ülkeleri değerlendirerek(hangi ülkeye sığınma talebinde bulunmanın daha doğru olacağına yönelik düşünceyle) geçirecekleri yönünde..
Biz ŞARA’nın
kararnamesi ile Kürtlere verilen haklar konusuna gelelim:
Meşhur 13 No’lu
kararname..
Mart 2025'te yayımlanan Anayasa Bildirgesi, 13 No'lu
Kararnamenin yetki ve meşruiyetini dayandırdığı yasal çerçeveyi oluşturmaktadır.
“Anayasa Bildirgesi'nin 7(3) maddesi, devletin Suriye
toplumunun kültürel çeşitliliğini garanti altına alma ve tüm Suriyelilerin
kültürel ve dilsel haklarını koruma taahhüdünü öngörmekte ve böylece salt
hoşgörünün ötesine geçerek etkin destek görevine dönüşen olumlu bir anayasal
yükümlülük oluşturmaktadır. “
Önceki Suriye anayasaları ulusal kimliği yalnızca Arapça
terimlerle tanımlarken ve Kürt kimliğini Suriye ulusu kavramıyla özünde
bağdaşmaz olarak ele alırken, yeni çerçeve ulusal aidiyete çoğulcu bir bakış
açısı getirmektedir.
Kararnamenin 1. maddesi, Kürt vatandaşlarının Suriye
halkının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve kültürel ve dilsel kimliklerinin
Suriye ulusal kimliğinin otantik ve ayrılmaz bir bileşeni olduğunu
belirtmektedir.
Anayasa Bildirgesi'nin 48. maddesi, geçiş dönemi adalet
yükümlülüklerini öngörmekte ve devletin Suriye halkına zarar veren ve insan
haklarını ihlal eden tüm istisnai yasaları yürürlükten kaldırmasını
gerektirmektedir. Bu madde, on binlerce Suriyeli Kürt'ün vatandaşlığını elinden
alan ve nesiller boyu vatansızlığı sürdüren 1962 nüfus sayımıyla ilgili ayrımcı
önlemlerin sonuçlarını ortadan kaldırmak için doğrudan anayasal yetkiyi tesis
etmektedir. Kararname, bu istisnai yasaları kesin olarak yürürlükten kaldırarak
ve vatandaşlığı koşulsuz olarak geri vererek bu anayasal yetkiyi harekete
geçirmektedir
13 No'lu Kararnamenin esas hükümleri, Kürt haklarını korumak
için çok katmanlı bir çerçeve de oluşturmaktadır. Bu hükümlerin belki de en
önemlisi, Kürtçenin ulusal dil olarak kabul edilmesi ve on yıllarca süren
sistematik baskıdan sonra kamusal statü ve yasal meşruiyet kazanmasıdır.
Bu tanıma aynı zamanda Kürtçe eğitim hakkını isteğe bağlı
bir ayrıcalık değil, doğuştan gelen bir hak olarak güvence altına almakta ve
bunun gerçekleşmesini sağlamak için kurumsal kaynakların, politika
çerçevelerinin ve fonların sağlanmasını gerektirmektedir.
Resmi dil ile ulusal dil arasındaki ayrım son derece
önemlidir. Arapça devletin tek resmi dili olmaya devam ederken, Kürtçenin kamu
dili statüsüne sahip bir ulusal dil olarak tanınması, Kürtlerin nüfusun önemli bir
bölümünü oluşturduğu bölgelerde hem kamu hem de özel okullarda öğretilmesine
olanak tanır. Bu bölgesel yaklaşım, münhasır dil bölgeleri oluşturmadan bir
dereceye kadar esneklik sağlar ve karma nüfuslu ortamlarda uygulanmasına olanak
tanırken, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçe dil öğretimi
için açık ve yapılandırılmış bir çerçeve sunar.
Kararnamenin içeriğine bakıldığında bizde çözüm sürecine
benzer bir süreçte verilen hakların aynısı yer almış durumda. Bu da bunun
hazırlanmasında Türk yetkililerinin emeğini göstermektedir. Bizdeki tecrübeler
aynen Suriye yönetimine aktırılmış gibi..
Umarım varlıklarını emperyalistlere armağan etmeyen Suriye’nin
Kürt halkı, tüm benliğini, göz yaşını, saçının örgüsünü Sizyoizm’e armağan edenlerden
kendini ayrıştırır ve Suriye’de ortak vatan algısı ile huzurlu ve güvenli bir
hayat sürer..
Yorumlar
Yorum Gönder