Kayıtlar

Mart 17, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Netanyahu: ”..Biz bal prosuğuyuz..”

  İsrailli bir yetkili Amerika ve İsrail’in İran’la olan mücadelesini tarif ederken “Bir elimizle rejimin boğazını zorla kavrıyoruz. Diğer elimizle de boğazı beklenmedik bir şekilde, tekrar tekrar, ta ki bağlantı kopana kadar sallıyoruz.” Cümlelerini kuruyor. Ama ne hikmetse “rejim” dedikleri yapının (ki rejim ifadesi tamamen Amerika menşeli propaganda tanımlamasıdır) boğazını aylardır sıkmalarına (12 Gün Savaşları ve yıllarca süregelen yaptırımlardan bu yana) rağmen nefes yollarını tıkama kabiliyetinden yoksun olduklarını halen anlamamışlar. İran’ın nefes borusu olan ticari güzergahına yapılan her türlü baskı ve her türlü hileli saldırı dahi nefessiz kalmalarını sağlayamadı. İsrailli yetkili bu tanımlamayı yaparken, sığınıklarda veya bodrum katlarında sağlıksız bir nefes alışverişinin tedirginliğiyle yaptığının farkında değil. Dahası; mühimmatlarının yüzde 150’sini   kullanma ihtiyacını duyduklarını, silah ekonomisini karmaşık yapısı içinde depresyonda olduklarının da f...

Trump’ı Savaşa Sürükleyen Hegemonya

  Yahudi ve evanjelik sapkınlığında “Üçüncü tapınağın inşası” kehanetinin gerçekleşmesi önemli yer tutar. Birincisi Hz. Süleyman tarafından M.Ö. 10. yüzyılda inşa edildi ama   M.Ö. 586’da Babilliler tarafından yıkıldı. İkincisi M.Ö. 516’da inşa edildi ama o da   M.S. 70’te Romalılar tarafından yıkıldı. Bu sapkınlara göre üçüncüsünün inşası Meshi’in yer yüzüne gelişiyle gerçekleşecek ve İsrail halkının kurtuluşunun habercisi olacak. Ben genelde dinlerin mitolojik anlatımlarla basitleştirildiğini,insan zihnini körelttiğini ve insana dar bir bakış açısı kazandırdığını düşünenlerdenim. Benim kendi çapımdaki haklılığımın delili de bence bu yaratıkların -21.yüzyılın ortalarında yaklaştığımız bu dönemde bile-   mitolojik ve teolojik sapkınlığıdır. İşte bu sapıkların dünyanın süper gücünün başında karar alıcılar olarak görüldüğü bir döemde “kıymet savaşı” veya “savaşları”nın yaşanması kaçınılmaz olabilir;ama bu savaşlar hiç de öyle bel bağladıkları kehanetler gibi...