Kayıtlar

Ukrayna’nın “Kara Kıvılcım Operasyonu”

Ukrayna’nın “Kara Kıvılcım Operasyonu” Bu operasyon adı Ukrayna’nın Rusya toprakları içinde gerçekleştirilen sabotaj eylemlerine verilen isimdir. Bu sabotajların tek amacı var, Rus ekonomisini çökertmek. Esasında bu operasyon organizasyonu uzun zamandır Ukrayna kaynakları tarafından doğrulanmamıştı ama artık açık açık bu söyleme sahip çıkmaya başladılar;zaten eylemsellik uzun zamandır devam ediyordu. Genelde hedef Rusya’nın Rostov bölgesindeki kritik hava savunma sistemleridir. Onları devre dışı   bıraktıktan sonra Rus petrol işletmelerini çalışamaz duruma sokmak da nihai hedeftir. Mesela Eylül’de İlsky Petrol Rafinerisini,Aralık’ta yani bu ay da Hazar Denizi'nde, Kalmukya Cumhuriyeti kıyısı yakınlarında silah ve askeri teçhizat taşıyan Rus askeri kargo gemilerinin hedef alınması bu operasyon doğrultusunda yapıldı. Ama bu günlerde bu operasyona dahil olan (daha önce de elbette dahildir ama şimdi açıktan ve gizlenmeden..) biri var:Trump var onun denetimde Amerikan gizli se...

Biz Trump’dan Monroe’culuk beklerken..

  Biz Trump’tan Monroe’culuk beklerken.. Geçenlerde (5 Aralık) Amerika yeni bir  “Ulusal Güvenlik Stratejisi” belgesi yayınladı. Bu belge önceki stratejilerden çok farklı üslupla ve amaçlar içeriyordu; özellikle Avrupa’ya yönelik kısmında. Her ne kadar NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ABD'nin Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin açık şekilde Avrupa'nın güvenliğine ve ittifaka bağlılığını teyit ettiğini belirtse de Avrupa,özellikle sadık hizmetkârı İngiltere pek öyle düşünmüyor. Amerika doktrinler cennetidir. Gayri meşru yapılanmalarını “doktrinler” kılıfı altında kendi iç kamuoyuna yedirmeye çalışır ve kamuoyu da Amerika’nın lkelerini ve kurallarını içeren bu   “doktrin” kelimesinin büyüsüne kapılır ve bunlardan bir övünç çıkarmaya çalışır.  Mesela Monroe Doktrini, Truman Doktrini, Eisenhower Doktrini, Carter Doktrini, Reagan Doktrini, Bush Doktrini gibi.. Aslında Doktrinlerle belirtilen, Amerika’nın arka bahçesinin sınırlarını belirlemektir. Yanlış anlaşılmasın bu...

Acosta nu Savaşı & Üçlü İttifak Savaşı

  Acosta nu Savaşı & Üçlü İttifak Savaşı Güney Amerika’nın en popüler bitkilerinden “Mate Çayı” küçük bir ağacın yapraklarından elde edilen bir çaydı. Kafein ve teobromin gibi uyarıcıları içeriyor. Özellikle kilo verme ve yorgunluğa karşı kullanılıyordu. Hatta “Che Guevara” bu bitkiyi astım hastalığına karşı kullanmıştı. Peki bu bitki nasıl oldu da acımasız bir savaşın sebebi oldu..? Mate bitkisi Brezilya, Arjantin ve Paraguay tarafından sanayi bitkisi olarak üretiliyordu. Hatta Paraguay bu bitkinin satışından oldukça zenginleşmişti. Bu üç güney Amerika ülkeleri, aralarından çıkan anlaşmazlığı savaşsız çözebilme olgunluğuna sahipti; ancak aralarına kara kedi alınca bu olgunluk yerini saldırganlığa bıraktı. O kara kedi her zamanki gibi sömürgeci sırtlanların en vahşisi İngiltere’ydi. İngiiltere, sömürgesi olan Pareguay’ın zenginleşmesinden oldukça rahatsızdı. Bunun için Pareguay’ın karşısına, komşuları olan Brezilya ve Arjantin’i çıkardı ve de onları bir güzel doldurdu. ...

Çin 1950'de Kore'de ABD'yi yenmişti

  Çin 1950'de Kore'de ABD'yi yenmişti.. Chosin Barajı Savaşı Bundan 75 yıl öncesinin yine bir Kasım ayıydı. BM kuvvetleri ile Çin Halk Gönüllü Ordusu arasında, Chosin Rezervuarı’nda ve dondurucu soğukta yapılan bir   savaştı. Bu savaşta az sayıda Çin ordusunun Amerika’nın başını çektiği BM kuvvetlerine karşı akıl almaz bir başarı sağladığını çoğumuz bilmez; zira bu zafer, tıpkı son 10 yıla kadar İngilizlerin en hafif tabirle “ricasıyla” bizdeki adeta gizlenmiş, üstü örtülmüş Kut zaferi gibi saklı ya da en azından aşikar olmayan bir zaferdi. Bu savaşta Çin, üstün silah teknolojisine ve eğitimine sahip ABD kuvvetlerini açık çatışmada yenerek geri çekilmeye zorladı. Bu zaferi getiren ise Avrupa’nın “canavarca” betimlediği bir doğunun “canavarca” hırsla yaptığı saldırı değil, zaferi getiren Çinli konutların akıllıca, “yenilikçi taktikler” ve özelikle Amerikan komutanlarının “aptallığı”ydı. 1950’nin son baharına yaklaşıldığında Amerikan kuvvetleri Kore Yarımadası...

Saldırı harcamalarına ayrılan devasa paralar

  Saldırı harcamalarına ayrılan devasa paralar Biz daha önce ülkelerin savaş alanındaki harcamaları için “savunma harcamaları” yada “savunma bütçesi”   ifadelerini kullanıyorduk-ki hali hazırda bu ifade kullanılıyor- ancak gelinen noktada savunma değil saldırı harcamaları dersek daha isabetli olur. “Saldırı bütçeleri”ne ayrılan paranın haddi hesabı yok. 2024’te saldırı bütçelerine küresel çapta ayrılan miktar 2.7 trilyon dolar gibi büyük bir rakamı aştı. Bunun 997 milyar dolarını ABD göğüslerken 314 milyar dolarını da Çin göğüsledi;tabi Rusya da 186 milyar dolarını.. Gelişmekte olan ülkelerin kendi milli gelirleri göz önüne alındığında aslında bu 3 ülkeden çok daha fazla saldırı bütçelerine sahip olduğunu görürsünüz. Hoş, gelişmekte olan ülkeler için “saldırı bütçesi” değil de “savunma bütçesi” ifadesini kullanmak yerinde oldur. Onların kimseye saldırma gibi ne bir dertleri ne de güçleri var.. Mesela Ukrayna milli geliri düşünüldüğünde savunmaya ayırdığı pay oldukça ...

Trump Venezuela'da hedefine ulaşabilir mi?

  Trump Venezuela'da hedefine ulaşabilir mi? Tüm emperyalist devletler herhangi bir bölgeyi ya da coğrafyayı gözlerine kestirdiğinde işgal öncesinde evrensel değerlerden hareketle bu değerler arasında en makulünü bulup onun üzerinden hem kendi kamuoylarına hem de dünya kamuoyuna yönelik dikkatli ve etkili bir   algı oluşturmaya çalışırlar. Bu algı yönetiminin başarılı sonuçlar vermesinin birinci koşulu bireylerin güvenlik endişelerini ön planda tutmaktır; ve Trump bu “endişelerden” en etkili olanını bulmuş görünüyor: Uyuşturucu kartelleriyle mücadele. Tabi bunun inandırıcılığı bir nebze var Amerikan halkında. Çünkü o coğrafya uyuşturucu kartellerinin güzergahı durumunda olabiliyor. Ama bu karteller için farklı mücadele yöntemleri varken Venezuela gibi devasa bir ülkeye ve o ülkenin liderine yönelik askeri harekat neden ilk seçenek olarak gündemde? İşte bu sorunun cevabı algıarın ötesinde bekleyen gerçeklik için çok önemli. Geçen haftaya kadar Trump’a her fırsatta sorulan...

Sosyalizmden Faşizme…

  Faşizm bir dindir. 20.yüzıl tarihe Faşizm Asrı olarak geçecektir.                                                                                                                   -   Mussolini- Sosyalizmden Faşizme… Adam sol fikirleri milliyetçi ve sağcı fikirlerle bağdaştırmayı başararak faşizmin kitabını yazdı. Her ne kadar bu düşünceleri de İtalyan filozof Giovanni Gentile’den alsa da onu yani faşizmi ete kemiğe bür...

Avrupa’nın “Kaos adamı” Viktor Orbán

  Avrupa’nın “Kaos adamı”   Viktor Orbán Macaristan’ın başbakanı   Viktor Orbán’ın   siyasi hayatında,Avrupa Birliği üyesi devletler için “dost” olarak görülüğü yıllardan “hain” olarak görüldüğü bu yıllara kadar   siyasi yaşamında bir çok kez zik zaklar çizdiğini biliyoruz. Tabi bu zik zaklar nedeniyle onu “omurgasız” bir siyasi figür olarak   tanıtan AB ülkelerine bakmayın siz; daha düne kadar onu yere göğe sığdıramıyorlardı.(Tabi bizce İslam düşmanı ve zoraki Siyonist aşığı bir adam) Orbán’ın dış politikası AB’nin politikalarıyla örtüşmediğinde tüm Batı medyasında ona yakıştırılacak şey elbette “omurgasız” veya “hain” ya da “Kaos adamı” olacaktır. Bir liman işçisi babanın oğlu ve de gençliğinde veteriner asistanı olarak çalışan Orban tüm AB için anlaşılabilecek ideal bir lider olarak ortaya çıkmıştı. Siyasete atıldığında liberallerle milliyetçileri hedef kitlesi olarak belirleyen Orban adeta melez bir parti kurma peşindeydi ve bu hedefini FIDESZ...

Bağımsız Filistin Devleti Ne kadar Yakın

  Bağımsız Filistin Devleti Ne kadar Yakın Tüm taraflar Trump’ın duyurduğu anlaşmayı kendi yörüngesine alıp o yörüngede kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp uygulamaya koyma peşinde. Tabi bu girişlerin başarılı olması masa başı diplomasi beceriyle alakalı bir durum. İlk açıklandığı şekliyle önümüze gelen planı her ne kadar İsrail’in   Gazze’yi sinsice kontrol altına almasına yönelik bir girişim olarak görsem de Özellikle Cumhur Başkanı Erdoğan’ın devlet akılıyla hareket edip anlaşmayı kendi yörüngesine sokması anlaşmayı apayrı bir noktaya sürükledi ve her ne kadar İsrail,-özellikle Netanyahu yanlısı- gazeteleri   “başardık” diye manşet atsalar da aslında onlar da Cumhur Başkanı’nın anlaşmayı getirdiği noktadan çok da memnun   olmadılar. Bu günlerde planın HAMAS tarafından   kabul edilemeyeceğini düşünen İsrail çok güvendiği Mahmut ABBAS’dan da ters köşe bir gol yedi. Mahmut ABBAS kendisiyle röportaj yapan ve barışı savunan İsrailli aktivistlerle bugü...

Trump’ın planı esasen milyarderlerin planı mı?

  Trump’ın planı esasen milyarderlerin planı mı? Bu aralar Trump’ın Gazze için patronuyla el ele vererek hazırladığı planı gündemden düşmüyor. Sözüm ona Gazze’ye barış getirecek olan planın doğruluğunu veya yanlışlığını değerlendirmeyeceğim elbette bu yazımda;asıl değerlendirmek istediğim ve değerlendirmemiz gereken bu veya sonrasında bu ikili ilgili hazırlanacak olan her planı uzun vadedeki hedefi.. Trump’ın ortaya attığı planda 4 Şubat’ta ortaya attığı ve her insan olanı şoka uğrattığı Riviera planı’nın yer almaması onun bu Riviera hayalinden vaz geçtiği anlamına gelmiyor, bir defa bunu açıkça söylemekte fayda var;Dünya siyasetine “emlakçı gözüyle” bakan bir adamdan bu planı terk etmiş olmasını ummak fazla iyimserlik olur. Tabi ki gerek Netanyahu,gerek se Trump’ta plan bitmez. Ve bitmeyen bu planlar her zaman kendi çıkarlarına hizmet eder. Amerika sadece Trump döneminde değil tarihi boyunca öne sürdüğü ve monoton bir bakışla insani diyebileceğimiz maddeleri içine alan anl...

Kaçırdıkları aktivistleri oraya özellikle götürecekler..

  Kaçırdıkları aktivistleri oraya özellikle götürecekler.. Geçtiğimiz günde yaklaşık 40 gemiden ve 450 kişiden oluşan Sumud Filosu tüm dünyaya insanlığı hatırlatmak adına yola çıkmış ve Gazze ablukasını delmek için canlarını hiçe saymışlardı. Bu insani   girişimin terör devleti tarafından hiç de şaşırmadığımız bir şekilde engellenmesi ve aktivistlerin kaçırılması-genelde “alıkonuldu” gibi barbarlığın modern terimleri kullanılsa da ben kaçırıldı diyorum”- haydut devletten beklenen bir hareketti;beklenmeyen hareket, onlarca devletin vatandaşlarının kendi (devletlerinin)   onurlarını ayakta tutmak adına göze aldıkları bu harekete karşı gösterilen barbarlığa yeteri kadar ses çıkarmamalıydı. Daha da acı olanı ise İsrail’in, dili dini ırkı ne olursa olsun temelde insani   ve vicdani bir noktadan hareket eden bu insanları tüm dünyanın gözünün içine soka soka, kulaklarına bağıra bağıra,   açık açık terörist ilan edip onları Ketziot Hapishanesi'nde bir süre hapsede...