Biz Trump’dan Monroe’culuk beklerken..
Biz Trump’tan Monroe’culuk beklerken..
Geçenlerde (5 Aralık) Amerika yeni bir “Ulusal
Güvenlik Stratejisi” belgesi yayınladı. Bu belge önceki stratejilerden çok
farklı üslupla ve amaçlar içeriyordu; özellikle Avrupa’ya yönelik kısmında.
Her ne kadar NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ABD'nin Ulusal
Güvenlik Stratejisi'nin açık şekilde Avrupa'nın güvenliğine ve ittifaka
bağlılığını teyit ettiğini belirtse de Avrupa,özellikle sadık hizmetkârı
İngiltere pek öyle düşünmüyor.
Amerika doktrinler cennetidir. Gayri meşru yapılanmalarını “doktrinler”
kılıfı altında kendi iç kamuoyuna yedirmeye çalışır ve kamuoyu da Amerika’nın
lkelerini ve kurallarını içeren bu “doktrin”
kelimesinin büyüsüne kapılır ve bunlardan bir övünç çıkarmaya çalışır. Mesela
Monroe Doktrini, Truman Doktrini, Eisenhower Doktrini, Carter Doktrini, Reagan
Doktrini, Bush Doktrini gibi..
Aslında Doktrinlerle belirtilen, Amerika’nın arka bahçesinin
sınırlarını belirlemektir. Yanlış anlaşılmasın bu“arka bahçesi”nin sınırları
kendi haddini ve sınırlarını belirlemek için değil kendisi dışındaki tüm
ülkelerin haddini ve sınırını belirlemek için kullanılır.
Kendisini iç iç
geçmiş dairlerin tam göbeğine konumlandıran Amerika o odak noktadan tüm dairelerin
çizgilerine maymun misali birer birer zıplamakta özgürken kendi dairesinin
dışında kalanların merkez daireye (kendisine) yönelmesi söz konusu bile olamamaktadır;
onun içi arka bahçe tüm dünyadır. Doktrinlerdeki süslü ve insancıl söylemlerinin
hepsi arka bahçe olarak gördüğü dünya devletlerinin halkına yönelik iyi görünme
çabasıdır.
Wilson ilkelerinden tutun Monroe’ya kadar..
Amerika kurulduğu dönemden itibaren Avrupa devletlerinin
sömürgeci politikalarını bertaraf etme çabası içinde olmuştur aslında. Tabi
bunu yaparken bizim de tarih müfredatımızda “insancıl” gibi gösterilen Wilson
ve ilkleri gibi albenisi olan maddeler de koymayı ihmal etmemiştir. Esasında
tek amaç Avrupa’nın sömürgeleriyle olan
bağlantılarını kesip kendi hegemonyasını dayatmaktır. Ama 1823’lerde Monroe
gibi doktrinlerle sözde “yalnılzık”a çekilip Avrupa siyasetinden uzaklaşma
mesajı vermek suretiyle Avrupa’yı da kendi kıtasından uzaklaştırarak kıtanın
kuzeyinde ve güneyinde hegemonyasını sağlayıp gücünü kat kat arttırmıştır.
Yani Monroe’nun izolasyon politikası, esasında kendini
toparlayarak yanı başındaki potansiyel tehditleri ortadan kaldıran, sonra da Avrupa’ya meydan okuma amacı güden bir
politikaydı ve neticede öyle de oldu.
Biz de Trump’ın “önce Amerika” felsefesinden hareketle
benzer bir yol haritası çizdiğini düşünüyorduk ama Trump gibi birinden bir yol haritası,
çizilmiş bir çizgi veya uğruna adanmış bir ideolojik yaklaşım beklemek çok da
mantıklı değil.
“Önce Amerika” diyen Trump ve ekibinin 5 Aralık’ta yayınladığı
“Ulusal Güvenlik Stratejisi” belgesi bu “yol”suzlğun, çizgisizliğin ve
sınırsızlığın göstergesi olmuştur adeta.
Öyle ki; başta İngiltere olmak üzere bir çok Avrupa ülkesi
bile bu belgede Avrupa’ya yönelik politikalarla ilgili geçen cümlelerden çok
ciddi rahatsızlık duymuştur.
Avrupa’yı “düşüşte kıta” olarak tanımlayan bu belgede Amerika
Avrupa’nın sadece dış politikasına müdahalede bulunmuyor,şırıngayı iç
politikadan tutun kültürel, sosyal ve ekonomik politikalarına kadar olan derin
damarlara sokmaya çalışıyor.
Peki bu şırınganın gidebildiği derinlikler neresiydi?
Belgede Avrupa’ya yönelik yer alan ifade özgürlüğünün
sansürlenmesi, siyasi muhalefetin bastırılması ve düşen doğum oranları gibi
konuların eleştirilmesine yer verildiğine bakarsak o şırınga epey derinlere
nüfuz etmiş durumda.
Ayrıca Amerikan askerilerini Avrupa’dan çekme önerisine
bakacak olursak bu girişimden, Avrupa’nın Amerika için artık öncelik olmadığı
yorumunu ve Amerika’ya güvenerek ordularını lağveden Avrupa’nın yalnızlaştırıldığı
yorumunu çıkarabiliriz. Bu da Avrupa’nın Rusya karşısında öksüz ve yetim
kalacağı anlamına geliyor;ki o nedenle zorunlu askerlik gibi bir takım
uygulamaları gündemlerine almış durumdalar.
Trump’ın öncülüğünde harılanan bu “Ulusal Güvenlik Strateji” belgesinde “önce
Amerika” diyen Trump “Avrupa medeniyetinin
yok oluşla karşı karşıya” olduğunu belirterek Avrupa’nın derin damarlarına yönelik
pıhtılar atmaktan çekinmiyor. Bununla da yetinemeyen Trump ve belgesi, Avrupa’da
mevcut gidişi destekleyen partilere yardım vaadinde de bulunuyor. Bu da
anti-kapitalist olarak görünen partilere yaşam hakkı vermemek anlamına geliyor
tabi.
İngiltere’de İşçi partisi bir milletvekili bu durumdan
şikayet ederken "İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Batı dünyasına yön veren
Amerika Birleşik Devletleri'nin uzlaşması paramparça olmuş gibi görünüyor.” Şeklinde
endişeli bir açıklama yapıyor.
Bir baka vekil de “Amerika Birleşik Devletleri'nin
Avrupa'nın demokratik siyasetine müdahale etme ihtimali bence ürkütücü… Rusya'ya
yönelik kınamanın olmaması olağanüstü, ancak şaşırtıcı değil.” Derken başka
biri de ABD'nin bu yöneliminin İngiltere'yi
savunmasız bırakıyor” şeklinde serzenişte bulunuyor.
Ama hiç biri Amerika uşaklığından şikayetçi değiller; sadece
efendilerinin kendilerini terk etmesinden şikayetçiler;e haliyle bu durum "Pride goes before a fall” ( Gurur,
düşüşten önce gelir) atasözünü söyleyen İngiliz atalarını utandırıyor elbette.
Yorumlar
Yorum Gönder