Avrupa’nın Amerika’ya karşı ortak cephe açması çok mu zor?

 

Avrupa’nın Amerika’ya karşı ortak cephe açması çok mu zor?

Hepimizin bildiği gibi Amerika Başkanı Trump Grönland konusunda ters düştüğü Avrupa’yı Davos zirvesinde alenen tehdit etti. 

Öncesinde Gümrük vergisi ile Avrupa’yı tehdit eden Trump Davos’ta da "Satın almak için derhal müzakerelere başlamalıyız. Hayır derseniz, bunu unutmayacağız." diyerek tehdidin dozunu arttırdı. 

Ancak zaman geçtikçe yapılan görüşmeler tehditlerin dozunu düşürdü ve özellikle NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmeden sonra X hesabında "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığım çok verimli bir görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik bölgesiyle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk. Bu çözüm, tamamlandığı takdirde, Amerika Birleşik Devletleri ve tüm NATO ülkeleri için mükemmel olacaktır. Bu anlaşmaya dayanarak, 1 Şubat'ta yürürlüğe girmesi planlanan gümrük vergilerini uygulamayacağım." mesajını paylaşarak gümrük vergilerinde bir artışının olmayacağını duyurdu.

Anlaşılan  görüşmede  Genel Sekreter tüm Avrupa adına Trump’ın “beni mutlu etmek önemlidir” ilkesini iyi işletmiş.

Ancak Gerek Fransa’nın gerekse Almanya’nın Trump’ın bu dominant yapısı karşısında tedirgin oldukları bir gerçek.

Özellikle Macron'un  kendisini Paris'e davetiyle ilgili: "Hayır, gitmeyeceğim.Emmanuel orada uzun süre kalmayacak.Arkadaşım, iyi bir adam ama çok uzun süre kalmayacak.Gerçekten işin içinde olan insanlarla görüşmek istiyorum." Şeklinde Macron’u aşağlayıcı  sözler sarfedip Macron’un kendisine yolladığı mesajı deşifre etmesi ve Macron’un da küresel düzenin hızla "kuralsız bir dünyaya" sürüklendiğini, ABD'nin politikalarının Avrupa'yı zayıflatmayı hedeflediğini söylemesi ABD ile Fransa arasındaki “it dalaşını” tam anlamıyla gözler önüne serdi.

Bu cümlelerle yetinmeyen Macron’un “Avrupa'nın önünde iki seçenek var: Sessiz kalmak ya da bu durumu kabullenmek. Her iki seçeneğin de Avrupa için kabul edilemez” çıkışı da adeta Amerika’ya karşı bir meydan okumaydı. Fakat bu meydan okuma gerçekten kararlı bir okuma mıydı yoksa blöfmüydü onu zaman gösterecek;Davos’ta Trump’ın Genel Sekreterle görüşme sonrasındaki gülümsemesine bakacak olursak bu meydan okuma çok da öyle “sözünün eri” bir meydan okuma değil gibi.

Fransa çoktan beri  Avrupa’nın kendi ordusuna sahip olmasını, bu nedenle NATO’nun çok da etkili olmayacağını savunurken Amerika ile ters düşmüştü.Macron her ne kadar 1966’da Fransa’yı NATO’nun askeri  kanadından çıkaran Charles de Gaulle’ya özense de onun kadar kararlı ve istikrarlı bir özellik taşımıyor.Ama yine de Trump’a açıkça meydan okuyan tek Avrupa lideri diyebiliriz kendisi için;en azından ABD'nin "itaatkar bir takipçisi" olmayı reddetmesinin bir önemi var..

Grönland konusunda geri adım atıp atmayacağını zaman gösterecek ama şuana kadar Macron liderliğindeki Fransa ABD'nin bu girişimini "yeni sömürgecilik" olarak tanımlamış ve “Avrupa'nın onur meselesi” olarak görmüştü. Hatta Danimarka liderliğindeki "Arctic Endurance" askeri tatbikatına birlik göndererek ABD'ye "Grönland sahipsiz değil" mesajı

vermişti.

Aslında Macron öyle boş bir insan değil. Zira daha önce “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti”ğini söylediğini bir çoğumuz hatırlar. İşte; ABD'nin bir başka NATO üyesinin (Danimarka) toprağına göz dikmesi, NATO'nun "beyin ölümü" gerçekleştiği tezini kanıtladı ve Avrupa'nın kendi ordusunu kurması gerektiğini de göstermiş oldu.

Peki bu mümkün mü?

Bırakın Dünya devletlerinin, NATO üyelerinin eşitliğini bile hiçe sayan ve adata despot bir patron edasıyla sağa sola emirler ve tehditler savuran Trump’ı dizginlemek için müşterek bir Avrupa ordusu hatta ve hatta Amerika’sız bir NATO oluşturması teoride çok da zor görünmüyor.

Ama işin pratiğine baktığınızda öncelikle Fransa ve Almanya’nın Amerika’ya karşı ortak bir cephe açması(Ren ötesi ittifak ) için öncelikle kendi aralarında yaşanan sorunları bir kenara bırakmaları Élysée Antlaşması’nın gereklerini yerine getirmeleri gerekiyor.

Özellikle yeni nesil savaş uçakları teknolojisindeki rekabetleri, Almanya'nın savunma bütçesini hızla arttırıp Avrupa’da askeri güç dengesini bozmaya çalışması, Almanya'nın ABD ve İsrail menşeli hava savunma sistemlerine yönelmesine karşın Fransa’nın Avrupa’nın kendi savunma sistemlerinin olmasını istemesi,Almanya’nın kendi ekonomisini toparlamak için 200 milyar euroluk devasa bir enerji destek paketi açıklaması gibi bir dizi ayrılık ve gerginliklerin giderilmesi çok zor gibi gözüküyor.

Bugün diğer Avrupa ülkesi olan İtalya’nın da enerji ve teknoloji alanında büyük oranda İsrail ve Amerikan şirketlerine bağımlı olması Macron’un  “Charles de Gaulle” hayalini suya düşürmeye yetecek sebeplerdir. Ama yine de ortak menfaatler ortak çıkarlar söz konusu olduğunda suya düşenler sudan çıkarılabilir.

Örneğin;  Davos ve öncesindeki tehditte bile ılımlı olmaya, efendisini daha fazla kızdırmamaya yönelik, kendi deyimiyle “ara pozisyon” tavrı takınan ve her yönüyle Amerika’ya bağımlı olan Almanya Başbakanı Merz bile Macron’a "ortak bir pozisyon" olarak isimlendirdiği bir ortaklık teklif etmiş durumda.

Fransızlar gururlu insanlardır. Bu nedenle bu “ortak pozisyon” belirlemeyi bile Almanya’nın Avrupa’nın “lokomotifi,baskın oyuncusu olmaması” şartına ya da gizli ajandasına bağlıyor. Bu gizli ajandalar ne ölçüde rafa kaldırılacak bilemem ama Macron’un birkaç taviz vermesi olası bir durum;örneğin Macron suya düşen hayali sudan çıkartmak  adına çetin bir tartışma konusu olan  AB-Mercosur ticaret anlaşmasıyla ilgili tutumunu bile değiştirebilir..

Fransa’nın taviz verme olasılığı biraz daha yüksek. Çünkü Merz yönetimindeki Almanya AB içinde giderek daha fazla baskın bir güç oluyor ve bu durum Fransa için hiç de iç açıcı değil. Ama her şey “baskın güç” olmakla çözülmüyor. Merz’in tam teslimiyetçi politikası Alman halkında hatta  Alman siyasetinde ciddi rahatsızlıklar uyandırmış durumda. Düşünün; Merz verdiği bir demeçte  Trump’ın “Avrupa ile iyi geçinemediği bu dönemlerde en azından Almanya’yı ortak yapabileceğini” söylediğini aktarırken bunu keyifle aktardığını ve bu keyifli oluşundan Alman kamuoyunun ciddi rahatsızlık duyduğunu okuyoruz

Şuan için Trump ikna edilmiş ve “sevindirilmiş”durumda. Ama bu geçici bir durum tabi. Liderler bunun farkında. Özellikle Macron.

Şimdilik Trump tehditlerine yönelik tepkiler çok da birbirine yakın değil iki AB ülkesi liderinin. Yani; Macron, Trump'a AB'nin ticaret gücüyle sert bir şekilde karşılık vereceğini söylerken, Merz  ABD başkanını uçurumun kenarından geri döndürme olasılığını konuşmakla yetindi.

Tüm bu zıtlıklara rağmen Alman Başbakanı Merz Macron’la sorunları çözüme kavuşturma konusunda istekli olduğunu söylüyor. Ama bu kadar derin çatlakların dolgusu oldukça zaman alacaktır.

AB’nin diğer ortakları İtalya ve Kanada gibi ülkelere zaten Amerika’ya tam anlamıyla teslim olmuş durumda.Kanada Başbakanı Mark Carney bir demecinde  ortaklarına seslenirken "Dünya düzeni parçalanmış durumda. Birlik içinde kalalım. Masada olmazsak, menüde oluruz ." şeklinde cümle kurması bu teslimiyetin en somut örneğidir.

Son tahlilde;sözüm ona paraları, hukukları, güvenlik politikaları,değerleri,enerjileri,dijital gelişimleri bir olan bu devletlerin birlikten öte düşmanlıklarla olu cümleleri içeren gizli ajandaları, onların Amerika’ya karşı ortak bir cephede buluşmalarını oldukça zorlaştırıyor. Ancak ortak tehditler ve ortak felaketler gizli ve kilitli ajandalarının bir süre daha  kilitli ve gizli kalmasını sağlayabilirlerse bırakın ortak cephe’yi, Amerikasız bir NATO (Her ne kadar Amerika askeri harcamaların yüzde 65’ni,Uydu ve iletişimin büyük oranını, nükleer güç şemsiyesi özelliğini bulundursa da..)bile oluşturabilirler..

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zelensky ve Kolomoisky..

Ne ara insanlığınızı kaybettiniz! “Benden Olmayan Herkes Ölsün” Duygusu

Trump’ın Stratejik Başarısızlığı

Münih Güvenlik Raporu: Yıkım sürecine girdik

Kürt Sorunumu Terör Sorunu mu?

Mossad & CIA işbirliği mi?

Trump Kontrolü kaybetti.

Üç harfli İngiliz piyonları: SAS