Kayıtlar

Savaş’a rağmen ayakta kalan Rus ekonomisi..

  Savaşa rağmen ayakta kalan Rus ekonomisi.. Savaşa ve yaptırımlara rağmen Rus ekonomisinin nasıl ayakta kaldığını merak edip araştırmadan Türkiye ile kıyaslama cehaletinde bulunanlara bir nebze olsun yardımcı olursam bu yazıda kendimi bahtiyar hissedicem.. Peki mesele nedir? Evet iki yıl önce AB ülke medyalarına göre Rus ekonomisi tamamen çökmüş ve Ruslar 1917 Devrimi’nin koşullarını yaşamaya başlamış ve daha önce Amerika için yazılan “Gazap üzümleri” romanını bu kez Ruslar için yazmaya çoktan başlamışlardı. Ama tabi bu AB medyasının temennisinden başka bir şey değildi. Eevet;2022 yılının Mart ayında Rus rublesi ciddi oranda değer kaybetmişti. Gazprom ve Sberbank gibi dev şirketlerin Londra'daki değeri yüzde 97 düşmüştü. Savaşın getirdiği panikle Rus bankalarının bankamatiklerinin önünde kuyruklar oluşmaya başlamıştı. Bunu inkar etmedik lakin bunun Batı medyasınca Rusya açısından sürekli bir facia olarak gösterilmesi de geçici etkileri olan bir propaganda olmasından ötey...

Hamaney suikastının ayrıntıları açığa çıkmaya başladı..

  Hamaney suikastının ayrıntıları açığa çıkmaya başladı.. İsrail’in kalleş bir suikast sonucu ortadan kaldırdığı Hamaney   suikastına yönelik ayrıntılar açığa çıkmaya başladı. Hamaney’in Devrim Muhafızları'nın gizli ve en güvenilir yerleşkesinde üstelik yatak odasında bir patlayıcıyla önce ağır yaralanan ve sonrasında aynı yerde son nefesini veren şehti Hamaney’i o şekilde gören yardımcısı Halil el-Haya elleri başında uzun süre donup kalmıştı. İsraillilere göre bu operasyon Mossad   tarihinin en cesur ve en karmaşık operasyonu olarak tarihteki yerini almış durumda. Zaman geçtikçe operasyonun ayrıntıları da ortaya çıkmaya başlıyor. Hamaney ’in kaldığı yer Tahran'ın Saadat Abad mahallesinin en güvenli yerinde bulunuyordu. Misafir edildiği binanın etrafı yüksek beton duvarlarla çevriliydi ve en gelişmiş güvenlik sistemlerine sahipti. Ve bu yer   İran Devrim Muhafızlarının gizli konaklama tesisi olan Neshat kompleksi içinde yer alan bir yerdi. Ulusal Güvenlik Ç...

İsrail’i Açıkça Eleştirebilen Son Ve Tek ABD Başkanı: Jimmy Carter

  İsrail’i Açıkça Eleştirebilen Son Ve Tek ABD Başkanı: Jimmy Carter 1948’de Yahudi Devleti’nin kuruluşundan bu güne   kadar biri hariç   hiçbir Amerikan başkanı İsrail’in eylemlerinin haklılığını veya haksızlığını sorgulamamıştı. Bu Siyonist kölesi Başkanların katagorisine koyamayacağımız biri olan Jimmy Carter 100 yaşında hayatını kaybetti. Zaman zaman Siyonist elitlerin baskısına boyun eğmiş olsa da Jimmy Carter   hariç hiçbir ABD başkanı, İsrail'in Filistinlilere dayattığı sisteme apartheid adını vermeye yanaşmamıştı. Aslında genel olarak fikir ve düşüncelerine ya da söylemlerine ya da kurduğu vakıfların çalışmalarına bakıldığında  Jimmy Carter, Filistin'in gerçek bir dostu gibi duruyordu. Bunun gerçekte böyle olup olmadığını bilemem tabi ama hakkında gerek yerel gerekse yabancı kaynaklardan yaptığım okumalarda edindiğim izlenim şimdilik bu. Aslında başkan olmadan önceki yaşamında kaleme aldığı yazılarda İsrail’in Filistin’e yönelik onun tanımıyla “ ...

Yabancı Medya

Yabancı Haber siteleri  

Teolojik sapkınlığın Suriye ayağı

   Bezalel Smotrich :”İsrail'in kaderinde gelecekte Kudüs'ten Şam'a kadar genişleyeceği yazılı.” Teolojik sapkınlığın Suriye ayağı Bizim modernlik öncesi dönem olarak adlandırdığımız Ortaçağ boyunca uluslararası güç mücadelesinde devletlerin teolojik hedefleri ön plandaydı. Devletlerin bu ön planda olan teolojik hedeflerin sıcak savaşa dönüştüğü yani din savaşı olarak gördüğümüz savaşların son versiyonu 30 Yul Savaşları olmuştu. Bu savaşlar sonrasında sanıldı ki dünya eski dünya olmayacak yahut uluslararası ilişkilerdir bir daha din ve mezhep ekseninde şekillenmeyecek; ve aslında Avrupa Kıtası için düşündüğümüzde evet öyle oldu ama biz bu çağ dışı olarak gördüğümüz din ve mezhep eksenli savaşların sadece Avrupa’da değil tüm dünya devletleri için sona erdiğini düşünmüştük ama sözüm ona modern yüzyılın başlangıcı olarak gördüğümüz Sanayi İnkılabı sonrası yıllarda hiç de öyle olmadı; Çünkü Avrupa’nın karanlık çağının kalıntısını taşıyan İsrail Devleti kuruldu ve Westfely...

"Türkiye İsrail sınırına yaklaşıyor."

  "Türkiye İsrail sınırına yaklaşıyor." Suriye’de rejimin çöküşünün belki de tek kazanan (devlet bazında) elbette Türkiye’dir. Ama bu noktada çok dikkatli olmak lazım. Kontrol dışı gelişmeler ileriki yıllarda Türkiye açısından büyük felaketlere debep olabilir.  Bu “büyük felaket”ten elbette Türkiye’nin Suriye gibi bir millet” oluşturmamış devletler gibi bölünme ya da iç savaş değil ama özellikle son 15 yılda gerek İsrail’e karşı gerekse patronu Amerika’ya karşı yürütülen savunma, ekonomik ve siyasi bağımsızlık mücadelesini tersine çevirebilir. Neden mi? Biz İsrail’in daha da zayıflamasını isterken bu gelişmeler özellikle Netanyahu’nun kokmuş, küflü ekmeğine bal sürebilir. İsrail’i hiç olmadığı kadar güçlü kılabilir. Ve işte o zaman İsrail gibi pervasız ve cani bir devletle komşu olabiliriz. Gelişmelere daha geniş bir perspektiften baktığımızda hepimizin bildiği gibi bu yaşananların tek kaybedeni(şimdilik) İran’mış gibi görünüyor.Çünkü İran; Lübnan'a giden kara kor...

Muhammed Colani

Muhammed Colani 2018’de Türkiye’nin de terör örgütü olarak tanımladığı Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve beraberindeki gruplar, 27 Kasım’da Halep’in batı kırsalında Suriye ordusuna saldırı başlatmıştı. Örgüt Halep’in büyük bir kısmı ve İdlib’in genelinde hakimiyeti sağlamış ve bu günlerde Hama’yı da ele geçirip gözünü Şam’a dikmişti. HTŞ olarak bilinen Heyet Tahrir eş-Şam örgütü bu denli hızlı şekilde ilerleyip başarı üstüne başarı gösterince haliyle örgütün başındaki   kişi olan Colani bir anda dünya gündemine oturdu. Peki kimdir bu Colani? Asıl adı Ahmed Hüseyin el-Şer'adır. ilk olarak 2003 yılında Irak'ta ABD'ye karşı savaşan silahlı gruplara katıldı. Daha sonra IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi ile çalıştı. Ancak ideolojik farklılıklar nedeniyle IŞİD'den ayrılarak El Nusra Cephesi'ni kurdu. El Nusra Cephesi daha sonra Hayat Tahrir El Şam (HTS) adı altında faaliyetlerine devam etti. Bazı değişimler yaptı zamanla.Dini kıyafeti bırakarak askeri üniforma v...

İsrail-Lübnan anlaşmasının iç yüzü..

  İsrail-Lübnan anlaşmasının iç yüzü.. İsrail ve Lübnan sözüm ona   Amerika’nın baskısıyla anlaşmaya varmış ve silahlar susmuştu. Yıllarca on binlerce çoluk çocuk kadın yaşlı ölümlerinden kendisi sorumlu değilmiş gibi kameralar karşısında “dünyanın kurtarıcısı” edasıyla açıklama yapan   Biden Türkiye’yi de   hatırlama lütfunda bulunmuştu. Peki ne oldu da Hizbullah ile Siyonist rejim masaya oturup anlaşma metninin altına imza attı? Bir defa en büyük etken “gelirsem savaşı birkaç haftada bitireceğim” diyen Trumpp’ı fazla yormamak için(!) atağa kalkan Biden’ın baskısı yahut taahhüdü oldu. Biden yönetiminin en büyük taahhüdünün, İsrail ordusu için hayati öneme sahip ve daha önce kısıtlanan bazı teçhizatlara yönelik kısıtlamaları kaldırma ve bu “kısıtlamaların” da   kamuoyunun bilmediği gayri resmi kısıtlamalar olduğu söyleniyor.   Bu ”gayri resmi kısıtlamalar”   ABD’nin İsrail’i kontrol altında tutma adına önemli adımlar olmalı. Kamuoyuna yansıya...

20 Kasım 1979-Kâbe Baskını..

  20 Kasım 1979-Kâbe Baskını.. Bundan 45 yıl önceydi..Tarihler 1979 Kasım’ın 20’sini gösteriyordu. İslam Dünyası bir çok kez kan deryasında yüzmüştü ama bu tarihte yaşananlar ‘ilk’ti. Çünkü kan deryası bizzat İslam Dünyası’nın en kutsal mekânı olan Kâbe ve etrafında yani Mescid-i Haram’da akıp gitti. Sabah namazı için on binlerce kişi avluda toplanmıştı.O   atrihte de Dünya’nın çeşitli yerlerinden Hac vazifesini yerine getirmek için 50 bin kişi Mescid-i Haram’a akın etmişti. Bu devasa kalabalık içinde liderliğini Cuheyman el Uteybi’nin yaptığı 200 kişilik bir gurup sinsi planlarını devreye sokmak için zamanı beklemişlerdi. Ve nihayet zaman geldiğinde Uteybi anidnen imamın yanına gidip onu sertçe kenara etmiş ve mikrofonu eline almıştı. Avlunun ortasında üzerleri kapalı tabutlar vardı. Herkes “galiba cenazeler için bekletiliyor” diye düşünürken   Uteybi’nin mikrofonla verdiği bir işaretle tabutların içinde saklanmış uzun ve ksıa menzilli   silahlar hızlıca Ute...

Bizdeki "vicdansızlar" ve Amerika’nın Vicdan-ı Retçileri

  Bizdeki "vicdansızlar" ve Amerika’nın Vicdan-ı Retçileri Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından ordu mensuplarına verilen Vicdanı ret hakkına göre her hangi   bir ordu mensubu ‘savaşa katılmaya ve silah taşımaya karşı itiraz’ edilebiliyor ve görevinden alınması istenebilir. Vietnam Savaşı’nda 170 bin kişiye bu hak verilirken 300 bin başvuru da reddedilmiş sonrasi süreçte de 200 bin kişi daha sadece Vietnam Savaşı iin değil Amerika dışındaki savaşlar için bu hakkı kullanmak için başvuruda bulunmuş. Geçmişi Vietnam Savaşı’na kadar dayanan bu hakkı günümüzde kullanan insani yönü ağrı basıp vicdanı ret hakkını kullananlardan biri de Joy Metzler’di. Joy Metzler. Kendisi ABD hava kuvvetlerinde teğmen. Çin'den evlat edinilmiş biri olarak Amerika’da büyümüş ve bu nedenle kendisini Amerika’ya borçlu hissediyordu. Ancak geçen yıl Hamas'ın İsrail'e yaptığı saldırılar ve ardından gelen İsrail savaşı Metzler'in aidiyet duygularını sarsmaya başladı. Metzler “ABD...

Amerika’nın Küresel jandarma rolüne son verme zamanı gelmedi mi?

  Amerika’nın Küresel jandarma rolüne   son verme zamanı gelmedi mi? Özellikle 20. Yüzyılın ortalarından itibaren Amerikalılar ve İngilizler dünyanın her yerinde kendilerini evlerindeymiş gibi hissetmelerinden öte bulundukları her yerde ev sahibiymiş gibi davranma dönemleri sona eriyor. Artık Dünyanın sömürülen milletleri bu “ukalalığa” daha fazla tahammül edemiyor. Her ne kadar sömürülen ülkelerde, kökleşmiş emperyalizme bağımlılıklarını sürdürenler, hatta onlarsız hayatın anlamını kavrayamayanlar olsa da gerek Türkiye gerekse diğer ülke insanları dünyanın yaşanabilir bir yer olmaktan çıkmasında temel etken olarak bu iki ülkeyi görmeleri ve tepkilerini gittikçe daha da sert şekilde göstermeleri onların kondofuruna   darbe vurmuş görünüyor. Zira yapılan araştırmalar Amerikalıların kendilerini başka ülkelerde güvende hissetmedikleri gerçeğini ortaya çıkarıyor. Oysa   daha düne kadar özellikle Amerikalıların gittikleri yerlerde “lordçuluk” oyamadıklarını biliyoru...

Fransızların Yahudilerle imtihanı-Drayfus Olayı

Fransızların Yahudilerle imtihanı-Drayfus Olayı 1892’de adeta antisemitizminin (aslında bu kavramı kullanmamak lazım;zira Siyonizm’in meşruiyetini perçinleştiren bir kavram ancak bir şeyleri ifade etmek adına kullanmaktan başka bir yol yok gibi..) yayın organı gibi çalışacak olan bir gazete kurulmuştu Fransa’da: La Libre Parole. La Libre Parole gazetesi Fransa’da Panama skandalından tutun da bir çok skandalı cesurca yazan sosyalist bir çizgide yayın yapan bir gazeteydi. Gazetenin Yahudi düşmanlığı o kadar fazlaydı ki bağışçılarını tanıtım şekilleri bile antisemitik cümleler içeriyordu. Örneğin; “Yahudileri fırınlarına koymak isteyen bir aşçı tarafından 5 frank, tüm Yahudileri ve Masonları yok etmeyi hararetle isteyen bir papaz tarafından 2 frank, son Yahudi için neşeyle bir Reguiem(ayin) söylemekten mutluluk duyacak olan Poitou’nun papazından 6 frank..” gibi Zaten gazetenin patronu Édouard Drumont 'un kendisi, Fransa'daki antisemitik hareketin başlangıcı olarak kabu...