Halifelik Kaldırılıyor… --Bölüm 2--
Halifelik Kaldırılıyor…
Bölüm 2
Kurtuluş mücadelesi sürecinde yabancı gazetelere “halifeyi esir olduğu yabancıların elinden kurtaracağız” diyen Mustafa Kemal Paşa artık hilafetin yararsız, hatta zararlı bir kurum olduğunu anlatma yoluna koyulacaktı iç siyasette.
Mustafa KemalPaşa’yı en çok rahatsız eden gelişme ise Milli Mücadele’nin en önemli din adamlarından Şükrü Hoca’nın “ Meclis halifenin; halife meclisindir” yazı dizisi olmuştu.
Halifeliğin giderek meclisin de üstüne çıkmaya başladığı bu süreçte, komutanların da halifeyi ziyaret etmeye başlaması Paşa’yı harekete geçirdi ve ilk olarak İzmit’te gazetecilerle bir söyleşi yaparak hilafet makamına sert eleştirilerde bulundu. Taha Akyol’u konuyu uzun uzun anlatır…
Özetle bu eleştirilerinde İslam dünyasının kendilerine bağlılığının halife sayesinde olmadığını söylediğini ve Osmanlı tarihine atıfta bulunarak Osmanlıların halifeliği aldıktan sonra çökmeye başladığını söylediğini yazara Taha AKYOL.
Paşa’nın gazetecilerle yaptığı bu mülakat oldukça yankı uyandırıyor memlekette. Konu mecliste konuşmalara tartışmalara da yansımaya başlıyordu.
Paşa’nın gayesi de halifeliğin tartışılmaya başlanmasıydı ve bu gayesine de ulaşmış görünüyordu. Çünkü Cumhuriyet döneminin önde gelen âlimlerinden ve ilk hükümetin adliye nazırı Seyyid Bey hilâfetin dini konumunu belirttiği meclis konuşmasında Atatürk’ün bu tezini doğruluyor ve halifeliğin İslâm'ın özünden olmayan bir kurum olduğunu net olarak ortaya koyuyordu.”
Gazi Paşa hilafetin şimdilik milli egemenliğe zarar vermediğini ama verdiği takdirde de gereğini yapacağını söylüyordu. Ayrıca hocaları sevmediğini hocaların rahat durmaması durumunda da kesin olarak bu meseleyi halledeceğini de sözlerine ekliyordu.
Bir süre sonra Gazi Paşa hilafet makamına TBMM reisi sıfatıyla bir uyarıda bulnuyordu;uyarısında halifenin yerli ve yabancı basına demeç vermemesini uygun bir dille dile getiriyordu.
Hatta Atatürk’ün bütün eserlerinde anlatılan bir olay da Mustafa KemalPaşa’nın hilafetle ilgili tutumunu net olarak ortaya koyacaktı.
Halifenin isteğiyle Türkçe hutbe okumasını istediği bir cami imamı hutbede “halifeye itaat herkesin görevidir… Herkes halifeye itaat etmeli” demiş ve bu söylem Gazi Paşa’nın kulağına gelmişti.
Mustafa KemalPaşa TBMM Reis’i sıfatıyla derhâl bu kişinin kimliğinin araştırılması yönünde emirler vermiş. Bir başka anlatımda da Halife’nin Paşa’dan “halifeliğinin tanınması için dünya Müslümanlarından heyet çağrılmasını istediği, ancak Paşa’nın bunu kabul etmediği anlatılır.
Bu arada Lozan anlaşmasına imzalar atılmıştır. Artık,Atatürk tüm enerjisini iç siyasete ve kafasındaki devrimlere veremeye hazırdı. Ve ortam da bu enerjinin açığa çıkarılması için uygundu; yani hilafet tartışması alevlenmişti.
Muhalefetin kafasından geçen eski rejimin yeniden ihdası değildi;kafasından geçen tek kişinin egemenliğine doğru gidişe dur demekti. Bunun için yan yana gelmekte gecikmediler ve topyekun bir mücadele vermeye karar verdiler “tek kişilik yönetim” ihtimaline.
Bu arada Atatürk yanlısı “Hakimiyet-i Milliye ve “Yenigün” gibi yayın organları hilafete olabildiğince saldırmakta, Tasfir-i efkar ve Tanin gibi gazeteler de muhafazakarlara yakın olan gazeteler de hilafeti ateşli biçimde savunmaktaydı.
Tüm bunlar yaşanırken beklenmedik bir şekilde basına sızan bir haber ortalığı iyice alevlendirmişti. Hintli Ağa Han ve Emir Ali’nin, İsmet Paşa’ya “halifenin Mustafa Kemal Paşa ile aynı düzeyde tutulmasının gerekli olduğunu ve bunu istediklerini ”yazan mektupları nasıl olduysa basında yer aldı. Atatürk bu duruma çok öfkeleniyor ve İngilizlerin fiilen devreye girdiğini düşünüyor.
İsmet Paşa da Lozan öncesi safını beli etmişti zaten. Yani Atatürk’le aynı düşünmekteydi. O yüzden Rauf Orbay Halifeliğin kaldırılmasını İsmet Paşa’nın Lozan’daki görüşmelerine bağlar.
Atatürk’ün hilafet makamını kafasından, zihninden sildiği, Halife Abdülmecit Efendi’nin Hilafet makamının bütçesinin arttırılmasına ilişkin isteğine verdiği cevap ta net olarak kendini gösteriyordu. O cevapta Atatürk özetle şunu söylüyordu isteği ileten İsmet Paşa’ya:
“ Hilafetin ne dinen ne de siyaseten varlık sebebi kalmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurban edemeyiz. Bulunduğu makamı bilsin onunla iktifa etsin..” diyordu.
Rauf Bey’e göre Hilafetin kaldırılmasında Gazi’yi en çok tetikleyen İsmet Paşaydı; ona göre İsmet Paşa Lozan’a Hilafetçi olarak gitti, Hilafet düşmanı olarak döndü. Yine Rauf Bey’e göre İsmet Paşa’yı ikna eden de Lozan’a giden Türk heyetindeki Hahambaşı Haim Naum Efendiden başkası değildi; İngilizlerle arabulucu olmayı kendine vazife edinmiş bir Hahambaşı.
Mustafa Kemal Paşa Hilafeti kaldırmak için somut adım atmadan önce ordunun nabzını yoklamaya başladı ve ordu komutanlarıyla bir toplantı yapılması talimatını verdi İsmet Paşa’ya. Olumlu bir toplantı olduğunu düşünen İsmet Paşa, Tğürkiye’nin dış temsilciliklerine gizli kalması kaydıyla birer yazı yolluyor...
.Yazıda hilafetin kaldırılacağını, Reis-i Cumhur’un en yakın zaman mecliste konuşma yapacağını söylüyordu.
Bu sırada mecliste birçok kişiyi hilafetin kaldırılması konusunda ikna eden ve bilimsel konuşmalarıyla öne çıkan Adliye nazırı Seyyid Bey’in etkisi Atatürk’ün de dikkatini çekmişti.
Nitekim çıkacak olan bu meseleyle ilgili kanunları da onunla birlikte hazırlayacaktı. Tabi Seyyit Bey daha sonra medeni kanunla ilgili görüş ayrılığı nedeniyle istifa ettirilmiş bir yıl sonra da vefat etmişti.
Mustafa Kemal Paşa saltanatı ve halifeliği kaldırmayı ilk mecliste 24 Nian günü gizli oturumda yaptığı konuşmada dile getirmişti zaten. Ne demişti peki?
“… bize sorsalar, halifeniz nerededir? Halîfeniz esir midir? Nerededir halife padişahınız? Ne cevap vereceksiniz?.. Esir mi diyeceğiz? İşte ulema ve fuzelâ-yı kiramımız vardır. Esir olan adam padişah olamaz. Biz öteden beri diyoruz ki halife ve padişahımız kuvvet ve şer’i kudretini
Kullanmaktan yasaklanmıştır, haince hareket ediyor… Nerde bizim halifeye padişahımız deriz? Ve bugün ya onu tanımak lazım veyahut onun yerine derhal birisini ikame etmek lazım gelir, buyurursunuz. Binaenaleyh bu işi böyle kapalı bırakmak halîfe padişah nerede halifeli kve saltanat makamı nerededir, esirdir, yahut kudret ve kuvvetini kullanamaz dersek, ilgâ ederiz…”
Hilafetin kaldırılmasını içeren dönem Taha AKYOL’un dediği gibi Türkiye tarihinin en önemli ve en radikal değişim dönemidir.
Şuana kadar süreci yargısız biçimde aktardım..
Tabi bizim net biçimde bir yargıda bulunmamız kısıtlı bilgilerle mümkün değil ama en azından Paşa’nın halifelik makamını kaldırmak yerine onu o günün şartlarında emperyal devletlerden izole edip çok katı ve kesin cümleler içeren bir kanunla sadece dini yetkiyle sınırlandırılması mümkündü.
Tüm İslam milletlerince “kahraman” “İslam'ın kahramanı” olarak görülen Atatürk, halifeliği bir kenarda bırakarak gelecek kuşaklara, İslam aleminin bu içinde bulunduğu parçalanmışlığına yönelik bir çözüm bırakabilirdi.. . Nitekim iki bin yıllık ,her şeye hükmeden bir Papalık makamının tüm siyasi yetkilerden arındırılmasıyla bir kenarda tutmayı başardıysa Avrupa, bunu biz de başarabilirdik…
-Fkd-
Yorumlar
Yorum Gönder