Kurtuluş Savaşı’ndaki Casuslar.. -Bölüm 1-
Kurtuluş Savaşı’ndaki Casuslar..
Bölüm 1-
Milli Mücadelenin duyulmayan, bilinmeyen isimleri oldukça çoktur. Bizler buz dağının görünen yüzünü tanırız; ancak görünmeyen ve de o buz dağını zirveye kadar çıkaran isimlerin bazıları istihbaratıyla, bazıları eğitim neferliliğiyle,bazıları da süngüleriyle katkıda bulundular.
O isimlerden biridir Fuat Bey. Fuat BALKAN. İyi bir istihbaratçı, iyi bir casustu. Casus deyince o yıllarda aklımıza İstanbul ve Ankara’da yığınla bulunan İngiliz Gizli Servisine alışanlar gelse de ilk etapta, Millî Mücadelenin de casus ağı pek hafife alınacak gibi değildi.
İngilizlerin casusları paraya taparlardı adeta. Götürdükleri her haber ama her haber için karşılığında para alırlardı. Haberlerinin birçoğunun satıla bilirliği olmamasına rağmen İngilizler onlara ufak ta olsa belli bir miktar para vermekten çekinmediler.
Ama o İngiliz casuslarının derdi vatan olmadığından bir çok yalan ve sahte haberler İngilizlerin kafasını karıştırmaya başladığından İngilizler ödedikleri paraların acısını çıkarmak istercesine ajanlarını zamanla bir bir ifşa ettiler.
Fakat derdi vatan olan Milli Mücadele casusları, yaptıklarının karşılığında hiçbir şey istememişlerdi. Korkusuz olduklarından yılgınlık,umutsuzluk nedir bilmediler. Fuat Bey gibi..
Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün sicil defterinde 1 numaralı üye olma şerefine nail olan Fuat Bey asıl itibarını Balkanlarda yaptıklarıyla elde etmişti. Balkan Komitacılığının kitabını yazmıştı adeta burada.
Osmanlı Ordusu'nun bir subayı olarak I. Dünya Savaşı’nda, Batı Trakya’da Bulgar komitacıları ile Sırp ve Yunanlara karşı mücadele etti. 1908-1923 yılları arasında aralıksız olarak, önemli ve gizli görevlerde bulunmuş, Fevzi Çakmak’ın gizli emriyle Batı Trakya’da, Yunanların Anadolu’ya sevk edecekleri kuvvetleri Rumeli’de oyalamakla görevlendirildi.
Teşkilat-ı Mahsusa’nın gözde fedailerindendi Fuat Bey. Batı Trakya’da kendisine verilen görevi yerine getirmek için Yunanlılara karşı gerilla savaşını başarıyla götürdü. Millim Mücadele için ülkeye döndüğünde kendisinin arkasında her daim bir düzine casus vardı.
Bu casusluların nerdeyse tamamı İngiliz istihbaratı için çalışan casuslardı ve genelde din adamı kılığında gezerlerdi. Önemli toplantılara da bu kılıkla iştirak eder ve rapor tutarlardı.
Örneğin Ali Fuat Paşa Bursa’da bir toplantıda, toplantıyı sabote etmek isteyen sözde bir din adamının casus olduğunu anladığında hemen onu yakalatmıştı.
Toplantı sırasında Mücadeleye meyilli olan halkın temsilcilerine Mustafa Kemal Paşa’nın telgrafı okunduğu sırada cübbeli genç ve uzun boylu biri ayağa kalkıp:
“Gerçek sizin bildiğiniz gibi değildir. Ben daha bu gün İstanbul’dan geldim. Dün de padişahın huzurundaydım. Sizler padişahın selamını getirdi. Ne Padişahımız ne de hükümet tutsak değildir.” Demiş; herkes onu ağzı açık dinlerken Ali Fuat Paşa silahına sarılarak onu tutuklatmıştı. Üzeri aranan sözde hocada bir İngiliz generaline ait pusula çıkmış ve oradaki herkes de buna şahit olmuştu.
Milli Mücadele sırasında birçok kişi casusluk suçlamasıyla İstiklal mahkemelerinde yargılanmıştı. Bir kısmı serbest kalırken bir kısmı idama mahkûm edilmişti.
Miltiyati isimli bir Yunan Çorum’da yakalanmış ve Zübeyde Hanım tarafından Musttafa Kemal Paşa’ya mektup getirdiğini söyleyince Ankara’ya getirilmiş, tutuklanmış ancak doğru söylediği anlaşıldığında serbest bırakılmıştı.
Bir başka casus da diş doktoru Ahmet İhsan Bey’di. Mısır’dan Antalya’ya geldiğinde şüphe uyandıran hal ve hareketleri takibe takılmış ve tutuklanmıştı. Kendisinin casus olmadığını söyleyen Ahmet Bey şahit olarak da Dr. Rıza Nur’u göstermişti.
Ancak Rıza Nur onun casus olduğunu söyleyince İstiklal Mahkemesinde çıkan idam kararıyla idam edilmişti.
İdam edilen casuslardan biri de Mahmut Hamdi Bey’di. Kendisi Kadıkçy İnzibat Subayıydı.
İngilizlere eir düştükten sonra şartlı serbest bırakılmış olmalı ki gizli belgeleri ele eçirmeye çalışrken yakalandı ve idam sehpasına gönderildi.
Milli Mücadele’de Casusluk faaliyetlerin en önemlisi Hintli Mustafa Sagir olayıydı.
Kendisi Hint Müslümanlarının temsilcisi olarak Ankara’ya gelmişti. Ancak görevi Milli Mücadeleyi sabote etmek ve belirlenen isimlere suikastlar düzenlemekti. Bu amaçla Mustafa Kemal Paşa’nın hayatını en ince ayrıntısına kadar araştırdı.
Gittiği yerleri, uğradığı mekânları bir bir not aldı. Kendisi Hintli Müslümanların temsilcisi olarak geldiğinden Ankara’ya gelirken geçtiği güzergâhlarda büyük sevgi gösterileriyle karşılanmış; Ankara’ya geldiğinde de kendisini Mustafa Kemal Paşa adına Kılıç Ali Beey başkanlığında bir heyet karşıladı.
Sagir Mustafa Kemal Paşa’yla görüştükten sonra söylemlerindeki çelişkiler onun casus olma ihtimalini uyandırdı Paşa’da.
Paşa’nın içine kurt düşmüştü bir defa. Ve Paşa içindeki bu şüphesini içişleri bakanı olan Dr. Adnan Bey’le paylaştı. Bu paylaşımdan sonra Sagir için sıkı bir göz hapsi başladı. Kendisinin İstanbul’a göndermek için hazırladığı mektup ele geçirilip incelendiğinde -ki incele kimyasal bir takım yöntemlerle oldu- gizli bilgilerin aktarıldığı görüldü. Üstelik Mustafa Kemal Paşa’nın gün gün neler yaptığı, hangi saatlerde nerelere gittiği, sevdiği yemeğe kadar her şey yazılıydı.
Sagir için yargılama başladı. Duruşması büyük kalabalıklarca günlerce takip edildi. Nihayet casus olduğunu kabul eden Sagir şunları söyledi:
“Bu memleketin evladından değilim. Hyanet-i Vataniyye ile maznun olamam. Ben Türk nimeti ile Perverde olmadım. Beni İngiliz yetiştirdi. Siz yetiştirmiş olsaydınız size de aynı hizmeti yapardım.” Yani Sagir kendisine atfedilen suçtan idam edilemeyeceğini söylüyordu.
Her ne kadar Mustafa Kemal Paşa kendisinden şüphelense de aslında kendisin Sagir’in casus olduğunu söyleyen kişi Karakol Örgütü’nden Ferit Cavit Bey’di. Kendisi Sagir’le dostluk kurmuş fakat bir süre sonra şüphelenince içişleri bakanlığına bunun casus olabileceğini bildirmişti.
Başka bir anlatımda Sagir’in casus olduğunun anlaılması biraz farklı. Nasıl mı?
“16 mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi üzerine ,Kemalettin Sami Paşa Anadolu’ya geçerken gemide bir Hintli ile tanışır. Bu adam Mustafa Sagir’dir. Milli harekete yardım için Hint Müslümanlarınınım kendisini gönderdiklerini söyler. Böylelikle paşayı etkiler.
Ankara’ya telgraf çeken Sami Paşa, Mustafa Sagir’e ilgi gösterilmesini ister. Bir süre sonra Sami paşa Atatürk’e Hintliyi anlatır ve görüşmesini rica eder.
Ertesi gün Atatürk ,Mustafa Sagir’i kabul eder. bu görüşme uzun sürer. Hintli gönderilir. İki paşa yalnız kalınca Atatürk:
“Bana bak Kemal bu adam casus!…” der. Sami Paşa: ”Aman paşam siz de çok şüphecisiniz” diyerek Atatürk’e inanmaz. Atatürk konuşmayı keserek yaveri Hayati Bey’i çağırır ve şu emri verir:
-“Bu Hintli İngiliz casusu olacak. Kendisini takip etsinler. Mektuplarını da sansürde çok dikkatli okusunlar...”
Bir diğer ünlü casus da filmlere konu olan İngiliz Kemal’di.
……
-Fkd-


Yorumlar
Yorum Gönder