Vahdeddin Ve Atatürk --Bölüm 2--
Vahdeddin Ve Atatürk
-Bölüm 2-
Tabi onun bu konuşmalarına Padişah çok öfkeleniyor ve şu cümleleri sarf ediyordu:
“Abdülhamit askerlerine, İttihatçılar kendilerine güveniyorlardı. Biz de düşman donanmasına değil, milletin muhabbetine güvenmeliyiz. Biz muhabbet değil, nefret yaratarak yanlış bir yolda yürüyoruz. Allah sonumuzu hayır getirsin.”
Evet Damat Ferit, sanki dışardan emaneten getirilmiş bir başbakandı. Ali Fuat Bey’in dediği gibi “bukalemun gibi adamdı. O kadar dengesizdi ki bir saat önce çekiştirdiği adamı bir saat sonra müsteşar yapardı.” Tam bir İngiliz aşığıydı. İngiliz Amirali Calthorpe’ye, ‘Padişahın ve benim yegâne ümidim: Allah’tan sonra İngiltere’dir,’ diyebilmişti.
Sultan Vahdeddin’e Damat Ferit Paşa’nın sadrazamlıktan alınmasına yönelik birçok ricalarda bulunulmuştu.
Fakat Vahdeddin İngilizlerle olan denge siyasetinde Damat Ferit’ten faydalanmayı düşünüyor ve bu nedenle onun ne olduğunu bildiği halde görevden almıyordu. Nitekim onun için şöyle dediğini aktarırlar: ”Dünyada iki mel’un insan vardır. Biri Damadım olacak Ferit, diğeri zevcesi”
Damat Ferit Paşa haricinde, diğerlerinin vatan haini olduğu yönündeki düşüncelerin isabetli olmadığını söylemekte fayda vardır.
Mesele Tahsin Ünal’ın da anlattığı gibi şuydu:
“Öyle haller, öyle düşünceler vardır ki, sahipleri onun en doğru düşünceler, tedbirlerini en doğru tedbirler, sanırlar…’Hani, pazarda akıl satılıyormuş da herkes akıl almaya gitmiş. Fakat herkes yine kendi aklını beğenmiş’ derler.”
Bu insanlar o dönem için alınan tedbirlerin en iyi tedbir olduğunu, fikirlerinin en iyi fikirler olduğunu düşünüyor olmalılar. En büyük eksiklikleri, Mustafa Kemal Paşa gibi, milleti arkalarına almayı akıl edememeleri veya millete güvenmemeleriydi.
O nedenle bunları ulu orta “hain” olarak yaftalamak ne kadar doğru bileme. Kaldı ki o dönemler için padişahın devletle olan ilişkisi eskisi gibi değildi. Hatta o kadar değildi ki, günümüz Cumhurbaşkanlarının anayasadan aldıkları yetki kadar bile yoktu.
Nitekim Hanedanı sürgün eden Mustafa Kemal Atatürk bile mücadele döneminde Vahdeddin için “hain” ifadesini açık ve net bir biçimde kullanmadığı gibi, sürgün edilen Padişah da Atatürk için tek kelime olumsuz bir cümle sarf etmemişti.
Sadece Vahdeddin’in kendisi değil, hanedandan hiçbirinin Atatürk çin olumsuz bir şey söylemediğini aktarır İlber Ortaylı. İlber Ortaylı’nın konuyla ilgili ne dediğine bir bakalım:
“…Bir kere çok eski imaparatorluğuz.Çok eski bir devlet ananemiz var. Devletin varlığı, onuru, yaşayabilmesi her şeyden önemlidir. Osmanoğulları, onların çocukları, temsilcileri, bu geleneğe sahiptirler. Mühim olan devleti kimin yönettiğidir. Devlettir önemli olan.
…Son sadrazamın oğlu İsmail Hakkı (okday) Atatürk’ün silah arkadaşıdır. Yurt dışına çıkarılanlar arasındadır. İsmail Hakkı Bey Atatürk’ün özel izniyle gelip İstiklal Savaşı’na katılmıştır…” Evet İlber Ortaylı devam edip giden söyleşisinde böyle diyor ve “Ferit Paşa hariç, diğer hükümetler Ankara ile paralel hareket etmişlerdir” diye de ekliyor. İlginç bir anekdot da aktarıyor İlber Hoca:
“ Bir gün Dedemin bana sert bakışlarını fark ettim ve çok korktum. Ben bir şey anlamadım tabi. Sonra ‘Neden Yaşa Mustafa Kemal Paşa diye şarkı söylerken Kahrol Mustafa Kemal Paşa diye değiştirdin? Diye sorunca ben de, ‘bilmem ne kalfa bana bu şarkıyı u şekilde söylememi istedi ve senin de bana şeker vereceğini söyledi’ dedim. ‘Cahil Kadın’ diye söylendi. Döndü bana dedi ki “ bir daha o şarkıyı,o kadının istediği gibi söylersen ağzını cart diye kulaklarına kadar ayırırım. Mustafa Kemal Benim Paşamdı. Ben onu Paşa yaptım. Bir Türk askerine benim torunum hakaret edemez.”
Adamlardaki devlete olan bağlılığı anlamak pek de zor olmasa gerek. Ayrıca hanedandan Milli Mücadeleye katılmak için çaba sarf eden kişiler az değildi. Örneğin bunlardan biri, Vahdeddin’in profesyonel asker olan oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi. İnebolu’ya kadar gelmiş ancak Atatürk onu tekrar İstanbul’a geri göndermişti
.
Yine Abdülhamit’in çocuklarından Abdurrahman Fendi. Kendisi 1.Dünya Savaşı’nda komutanlık yapmış ve Mustafa Kemal Paşa’nın silah arkadaşı olarak bilinmiştir. Mustafa Kemal Paşa onu bir ara Ankara’ya çağırmayı bile düşündü ama olmadı.
Hatta Veliaht Abdulmecit Efendi de Ankara’ya geçmek istemiştir fakat Veliaht olması yönüyle pek makul görülmemiştir bu isteği. Ankara’nın bu isteklere pek sıcak bakmadığını da biliyoruz;neticede çift başlılığı istememekteydi Mustafa Kemal Paşa.
İlber Ortaylı’nın şu tespitine katılmamak da mümkün değil:
“ Padişah’ın İstanbul’da kalması aslına bakarsanız bir yönüyle de iyi olmuştu. Eğer İstanbul’u terk edecek olsaydı, Müttefikler, İstanbul'daki Osmanlı hazinelerini, Topkapı dahil olmakla birlikte yağmalayıp götüreceklerdi. Bunu yapmamışlardır. Diyebilirim ki Milli Mücadele’de Osmanlı Hanedanı’nın en önemli hizmeti de bu olmuştur.”
Hatta şunu da ekleyeyim: Osmanlı Hanedanı, Başta Vahdeddin olmak üzere, Atatürk’ün Anadolu’da bir nebze olsun rahat hareket etmesi açısından önemli rol üstlenmişlerdi onları oyalayarak. Tabi burada,ıspatı olmayan “ kendisine 40 bin altın verildi” gibi iddiaları dile getirecek değilim, öyle bir şeyin mümkün olmadığını da söylemek gerek. Tabi ki yeteri miktarda yolluk ve harcırah verilmişti, ama bu kadar altının verilmesi, pek mantıklı gelmiyor.
Gerçek olan bir şey vardı ki o da, dünya genelinde hanedan devri bitmişti ve bu hanedan da elbet bitecekti. Bunu bitiren Mustafa Kemal Paşa’nın bizatihi kendisi değildi;iki yüz yıllık bir sarsılmışlığın, zamanla köhneşen kurumlarının, ve dünyada fırtına gibi esen ulus devlet anlayışının etkisi büyüktü.
.....
-Fkd-
Yorumlar
Yorum Gönder