Neden Bir “15 Temmuz Yasası ”Çıkarmayalım ki!
Neden Bir “15 Temmuz Yasası ”Çıkarmayalım ki!
Size darbenin tarihini anlatacak değilim.
Size darbenin dış bağlantılarını amacını da anlatma
niyetinde değilim;bu yönüyle ilgili bilgilendirmede, Yaşar Hacısalihoğlu gibi
nice üstadlar zaten üzerine düşeni
fazlasıyla yapıyorlar.
Ben sizden şu sorunun cevabını istiyorum:
Bizim “ölülerimiz”
emperyalistlerin “ölülerinden çok mu değersiz..?”
Biz, 15 Temmuz gecesi geleceğimizin karanlıklarda
kaybolacağını zannederek ağlamadık mı?
Karamsarlıkla akan gözyaşlarımızı, umut dolu yaşlara çevirenler
kimler?
Biz o gece bin küsur yıllık tarihimizde görmediğimiz,
okumadığımız, hayal bile edemediğimiz vahşeti yaşadık.
Bu vahşetin, evlerimizin içine kadar sirayet etmesini
engelleyenler kimler?
Hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum ama biz o gece 251
şehit verdik sevgili okurlar! Tamı tamamına 251 savunmasız insanımızın
parçalanmış bedenlerine şahit olduk.
Parçalanan her bir bedenin parçasının, bizi “şeytanın
askerinden” koruduğunun farkında mıyız? O bedenlerin, bizim için “manevi güvenlik duvarı”na
dönüştüğünü hiç düşündük mü?
Hangi siyasi amaç bu farkındalığın önüne geçebilir ki? Dedik; ama geçti.
Hedefe ulaşmak için insani duygularından taviz verenler,
amma köşelerinden, amma salonlarından amma yatlarından “Amerikan filmi” izler gibi izledi.
İzledikleri “film”in bitiş sahnesi istedikleri gibi
gerçekleşmeyince taviz verdikleri insani duygulardan geriye kalanları da
yitirdiler.
Üzerinde yaşadıkları vatan toprağında, o kanlar halen
kurumamışken, onları hiçe saydılar.
“Kontrollü darbe” diyerek “kontrollü öldüler!” mesajını verdiler.
Her geçen gün o bedenleri parçalayan zihniyete yaklaştılar. O
zihniyetleri ayırt etmeksizin affedeceklerini bile söylediler.
Yurt dışında o kanlı zihniyetin “gülen” yüzleriyle
tokalaşmaktan çekinmediler.
Peki sonuç?
-Koca bir “hiçbir şey!”
Peki başka bir sonuç?
-251 şehidin laneti!
Peki “maneviyatlarını” hiç beğenmediğimiz “elin adamı”nda
durum ne sizce?
Siz 11Eylül terör saldırısı sonucunda “Patriotic Act” diye bir şey duydunuz mu?:
ABD’nin, kimine göre “anti-terör”, kimine göre “yurtseverlik
yasası.”
Bu yasa, 11 Eylül sonrası ABD’nin kendi yurttaşlarına
yönelik uygulamaya koyduğu, her isteyenin istediği gibi konuşmayacağını, 11 Eylül hadisesi için kimsenin “kontrollü 11
Eylül” diyemeyeceğini, üstüne basa basa, zihinlere vura vura kazıyan bir
yasaydı.
FBI’ın, köşe bucak dolaşarak her bir vatandaşının ne
okuduğunu, ne dediğini, ne yazdığını kontrol altına almaya çalışan
faaliyetlerini birçoğumuz bilmez.
ABD’de tirajı yüksek hiçbir yazılı ve görsel medyanın, 11
Eylül Saldırıları için devletleri aleyhine “acaba”yla başlayan cümlelere yer
vermediğini, 11 Eylül sonrası ABD’nin sergilediği terörizmi ise görmezlikten
geldiğini bilmemizde fayda var.
Amerikan medyasının ele aldığı en ağır eleştiri,
sistemlerinde var olan açıkları eleştirmek oldu.
Örneğin 12 Eylül’de The New York Times haberi verdiğinde yaptığı
en kötü eleştiri, öneri niteliğindeydi ve şöyle yazmıştı kara kalemle: “…Bu
saldırı, savunma ve istihbarata birimlerinin birbiriyle uyumlu bir şekilde
güçlendirilmesi gerekmektedir.”
Benzer yapıcı eleştirileri yapan diğer medya kuruluşlarından
biri de The Washington Post olmuştu ve bu yapıcılığı diğer diğer medya
kuruluşları takip etmişti. Bu sağduyuyu bizim medyamızda görebildik mi? Belki birkaç
gün evet.. Ya sonra?
Bu gün bile sizler Amerika’da 11 Eylül’ü bırakın kutsamayı,
kutsamayı ima edecek bir cümle dahi kullanamazsınız.
Bu güne kadar kaç Amerikalının 11 Eylül ile ilgili şüpheci
tavırları nedeniyle FBI tarafından ablukaya alındığını biliyor muyuz?
Bırakın senatörlerin, sıradan bir vatandaşın bile, 11 Eylül
terör saldırısında kendi devletine şüpheci yaklaşmasına asla izin vermeyen bir mekanizmayı
devreye almışlardı.
En yakın ve somut örnek: Minnesota eyaleti Demokrat vekili İlhan
Omar’ın her gün tehdit aldığını ve adeta susturulmaya çalışıldığını gayet iyi biliyoruz.
Dünyanın herhangi bir yerinde kamuoyuna mal olmuş birilerinin
bile açıkça ABD’yi, 11 Eylül terör saldırısında suçlu göstermesi, ”üstelik “kontrollü
saldırı” demesinin öyle ya da böyle mutlaka bir yaptırımı olur.
Peki “elin adamının
şehidi” kendilerince şehit de bizim şehitlerimiz?
ABD’yle sınırlamayalım kendimizi..
Bir Ermeni vatandaşının kendi ülkesinde “Ermeni soykırımı”nı inkar etmesi mümkün mü?
Bırakın Ermenistan’da bu “soykırım” yasasını ihlal etmeyi, bir
çok Avrupa ülkesinde bile –ki kendi “ölüleri” olmadığı halde- yasaya aykırı bir
söylemin yaptırımı var.
Örneğin:
Fransız Ulusal
Meclisi sözde soykırımın inkârı için bir yıl hapis veya 45.000 avro para cezası
öngörüyor.
Yunanistan’da reddedenler 3 yıla kadar hapis ve 30.000
avroyu geçmemek üzere para cezasına çarptırılıyor.
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde sözde soykırımın reddi suç
sayılıyor.
İtalya'da reddedenler 3 yıla kadar hapis ve para cezasına
çarptırılıyor.
Slovakya'da soykırımın reddi suç sayılıyor, reddedenler 5
yıla kadar hapis cezasına çarptırılabiliyor.
Diikat edin, kendi “ölüleri” olmamasına rağmen..
O yüzden diyorum ki bizler kendi şehitlerimize sahip
çıkmalıyız. Sahip çıkamayıp, haklarını savunmadığımız her gün, lanetleri
üzerimizde olacak.
Her yıl bir iki günlük anmayla, üzülüp ağlamakla "lanet"ten kurtulacağımızı mı düşünüyorsunuz?
Ve diyorum ki bu ülke, kendi şehidinin hakkını korumak için
acilen “15 Temmuz Katliam YasaTasarısı”nı Meclis’e göndermeli..
Böylece hiç olmazsa, az da olsa, bedenlerini çocuklarımızın ve bizim huzur içinde yaşamamız için feda eden şehitlerimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmiş olalım.
Yorumlar
Yorum Gönder