Avrupa’nın 80 yıllık “stratejik temebelliği”nin faturası ağır olacak..
Avrupa’nın 80 yıllık “stratejik
temebelliği”nin faturası ağır olacak..
“Avrupa Birliği, ekonomik, sosyal ve diplomatik alanlarda
artık bir güç aracı değil, bir boyun eğme aracıdır” demişti Fransız tarihçi Benoît Bréville. Bu analiz son dönem de Avrupa’nın geldiği noktanın özetidir
aslında; Amerika’nın hegamonik gücü karşısında Avrupa’nın acizliğini dile
getiren oldukça anlamlı bir analiz.
Soğuk savaş döneminde
akıllıca (kendi menfaatleri açısından) bir politika yürüten Amerika’nın gerçek
hedefi asla Sovyetler olmamıştı. Sovyetler Birliği Amerika için Avrupa’yı
askeri şemsiyesi altına almanın bir aracıydı sadece.
Yaklaşık 80 yıllık
bir politikanın meyvelerini toplayan Amerika,Trump öneminde bu meyveleri soğuk hava deposundan çıkartıp
Avrupa’nın gözüne sokmaya başladı. Bu Avrupa açısıdan oldukça dramatik bir
durum.
Soğuk Savaş
döneminde parasız kalan Avrupa’ya Marshall Planı çerçevesinde sözüm ona yardım
eli uzatan Amerika, o dönemde “Biz parayı ordu kurmaya değil, şehirlerimizi
yeniden inşa etmeye ve sosyal devlete harcayalım; güvenliği ABD sağlasın."
Diyerek Avrupa’yı “stratejik tembelliğe” itmişti. Sonrasında da Trump bu tembelliğin
faturasını yine kendilerine(Avrupalılara) kesmekle kalmamış Avrupa’yı gönül rahatlığıyla
her istediği zamanda aşağılamaya başlamıştı.
Amerika’nın tatlı
diline kanan Avrupalılar zorunlu askerliği kaldırmış, tankları ve uçak
stoklarını eritmiş, ve Ar-ge çalışmaları dediğimiz yenilikçi çalışmalar genelde
sivil ve sosyal alanlara yönlendirmiş ve nihayetinde Trump’ın aşağılamalarına
ve yüzlerine saçtığı tükürüklere katlanmak zorunda kalmışlardır.
Bu “zorunda kalma” o
kadar çaresizce ki; Amerika’nın içinden yükselen -anti Trump-çıların çıkardığı
ses kadar bile ses çıkaramamaktadırlar; mesela yakın zamana kadar Trump
saldırganlığının en azılı savunucusu olan New York Times bile sesini
yükseltirken…
Evet; Amerikan
“neo-emperyalizmi”ni eleştirenler her defasında Amerika tarafından aşağılanan
Avrupalılardan ziyade Amerikalıların bizatihi kendileri oluyor. Ve Avrupalılar bırakın
Trump’ı Amerika’daki bir gurup “neo-emperyalist elitler”in kendilerine yönelik
alaycı ifadelerine bile eb hafifiyle itiraz edebilecek bir gücü kendilerinde
bulamıyorlar; “kendimize karşı düşünmeye mahkum edilmeyi kabul etmiyoruz” diye
sesini yükselten bir Amerikalı yazar kadar bile olamıyorlar.
İşte tüm bunların
sebebi stratejik tembelliğin bir sonucuydu. Bu sonuç Amerika tarafından dünyaya
cesurca meydan okumaları beraberinde getirmiştir. Trump’ın akıl hocalarından ve
İç Güvenlik Danışmanı olan Stephen
Miller’in “Gücün, şiddetin ve zorun her şeyin önüne geçtiği bir dünyada
yaşıyoruz” sözü işte Avrupa’nın bu stratejik
tembelliğinin verdiği cesaretle söylenmiş bir sözdü.
Bu durum sadece
Avrupa açısından trajik bir durum değil tabi. Yalnız kendi yarım küresini arka
bahçesi olarak görmeyip tüm dünya ülkelerini bu şekilde gören Amerika ve onun
başkanı Trump “kendi arka bahçemizdeki bir ülkenin kaynaklarını bize değil de
rakiplerimize vermesine izin vermemizin hiçbir anlamı olmazdı” şeklindeki bir
anlayışla menfaat sağlayacağını düşündüğü tüm ülkelere ve o ülkelerin yeraltı kaynaklarına
göz dikmiş durumda. Buna Avrupa da dahil.
Amerika “etki alanı
teorisi”ni Trump doktriniyle birleştirdiğine ne denli acımasız bir devlete
dönüştüğünü bize gösteriyor. Ama aslın görmesi gerekenler –ki görmektedirler- Avrupalılara
tabi ki.
Trump Amerikan sınırlarının
bittiği yerden itibaren bu teoriyi pervasızca uygulamaktan çekinmezken, bu
teorinin etkisinden azad olacağını düşünen ve 20. Yüzyıla kadar bu teoriye sahip
olup sömürgeciliğin en acımasız yönlerini dünyaya gösteren Avrupa büyük hayal
kırıklığı içinde psikolojik travmalarla boğuşmaya başladı.
Tabi Trump’ın etki
alanının genişliğine bakacak olarsak sadece Avrupa travma yaşamıyor, biz ve
bizim coğrafyamızdakiler de aynı şekilde;nitekim Suriye,Nijerya,İran,Sudan vs
gibi etki alanlarında ciddi çalışmalar yürütüyor.
Ama unutulamamalıdır
ki çok yönlü bir etki alanlarından olumsuz
etkilenmek de bir risk..
Bir Amerikalı analistin “kısa vadeli risklerle
uzun vadeli zafer” peşinde koşan Trump’ın Amerika’yı getirdiği noktayı ve
politikasını Hakkı Öcal da “Hür Dünya” ittifakı, kurucusu ve başlıca koruyucusu
olan ABD’nin, değişken, tuhaf, kararsız başkanı tarafından uçurumun
kenarına getirildi..” şeklinde tanımlamıştı. Trump bu! Her an uçurumdan aşağı
itebilir yönettiği devleti. Nitekim Hakkı Hoca “’Trump’dan daha dengesizi
gelmez’ dememek gerekir” diye de uyarmıştı.
Bu dengesizlik
şimdilik önce Venezuela’nın sonra da Avrupa’nın başında patladı; ve sırada
İran var..
Yorumlar
Yorum Gönder