Barışçıl Sloganlarla Gelip Gücün Kendisine Verdiği Yetkiyi Kullanan Liderler

 

Barışçıl Sloganlarla Gelip Gücün Kendisine Verdiği Yetkiyi Kullanan Liderler

“Barış” ve “müzakere” kavramlarını siyasi slogan olarak kullanmak siyasal söylemin/siyaseten popülerlik kazanmanın güçlü aracı olageldi siyasette. Ama albenisi olan bu sloganların her zaman da barışçıl sonuçlar doğurduğunu söylemek zor; hatta Özellikle Dünya tarihinin son 200 yılını baz aldığımızda bu sloganları kullananların genelde ya bir savaşa ya bir gaspa ya bir katliama ya da bir soykırıma imza attıklarını görüyoruz.

Mesela 1930’larda Almanya için “barış”, “istikrar” sloganının yanında “Versailles’ın adaletsizliğinin düzeltilmesi” gibi adalet içerikli cümlelere çok sık yer vermiş olan Hitlerin Dünyayı getirdiği noktayı hepimiz biliyoruz;yine “istikrar ve toplumsal barış” sloganını kullanan Benito Mussollini’nin İtalyan halkına çektirdiklerini de

Sovyetlerin ilk velideri Lenin’in “ekmek, barış ve toprak” sloganı sonrası “Kızıl terör”ünü estirmesi de meseleye örnek olarak gösterilebilir.

Slobodan Miloseviç’i bilenimiz vardır. Sırp lider. “Barış”ı dilinden eksik etmeyen adam..Ama iktidarında Balkanlarda  ihlal etmediği insan hakları kalmadı.

Peki günümüzde?

Gündüzümde barışçıl slogan kullanıp pratikte şiddete yönelen liderlere örnek verecek olursak tabi ki Trump ve Putin’i rahatlıkla örnek verebiliriz.

Bunlardan Putin dünyaya siyaseten de olsa sempatik görünen biriydi. Ülkesi  için varoluşsal nedenleri olsa da 2022’den beri barışçıl söylemlerin çıkardığı ses , yerini  tank paletlerinin uğultusuna bıraktı.

Trump 2016 kampanyasında “savaşları bitirme” sözüyle geldi. Özellikle “Önce Amerika” diyerek yurt dışındaki askerleri ülkeye getirme sözü de... Belki ikincisini kısmen yaptı ve yapıyor ama savaşları bitirme gibi iddialı barış kokan vaadinin altında yatan bambaşka bir gerçeklik olduğunu kısa zamanda bize gösterdi.

Özellikle Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle Ortadoğu’da şiddete ortak olmaya karar verdi. Yemen gibi ülkelerde yaşanan iç savaşlarda menfaatinle uyumlu taraflara para ve silah yardımı yaptı, İran’la yapılan Nükleer Anlaşma’mdan çekildi ve İran’a baskı uygulamaya başladı, savunma bütçesine ayrılan payı kat kat arttırıp “Savunma Bakanlığı”nın adını Savaş Bakanlığı “olarak değiştirdi; bu icraatı  barışı savunan adamın kendisiyle çelişkili ya da gerçek niyetini ortaya koyan en dikkat çekici icraatlardan biri oldu ve sözüm ona savaşları bitirip dünyaya barış getirecek olan adamın son barışçıl(!!) eylemi de gücün kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Maduro’yu, yani bir devlet başkanını eşkıyalık yöntemleriyle ülkesinden kaçırması oldu.

Tabi Trump bazı liderleri de kendine benzetti. Bunlardan biri Meksika Devlet Başkanı ve ülkenin de ilk kadın lideri olan Claudia Sheinbaum.

Claudia Sheinbaum ülkesinin başına on yıllarca bela açan uyuşturucu kartelleriyle mücadelede "Kurşun değil, kucaklaşma"  sloganını kullanan ve bu sorunu siyasi ve sosyal çerçevede çözmeye niyetli biri olarak liderliğe gelmişti. Ancak Trump’ın baskısıyla  bu sloganı kısa sürede unutup geçmişte denenmiş ama sonuç alınmadığı gibi yeni ve daha radikal liderlerin yetişmesine ve kartellerin başına geçmesine zemin hazırlamış bir yöntemi tekrar denedi; yıllık bütçesi 8 ila 20 milyar dolar arasında değişmekte olan bir uyuşturucu kartelinin lideri El Mencho lakaplı Nemesio Oseguera Cervantesi Amerikan istihbaratının iş birliğiyle öldürdü. Ve ülkenin geldiği noktayı hepimiz haberlerde izliyor, dış basından takip ediyoruz..

Oysa araştırdığım kadarıyla bu yol daha önce çokça denenmiş. Mesela  2006 yılında Başkan Felipe Calderón uyuşturucuya karşı savaş ilan etmiş ve liderleri ortadan kaldırmaya adeta yemin etmişti. Peki sonuç?

Evet; liderlerden bazıları öldürüldü. Ama liderleri öldürülen karteller “mitoz bölünme” gibi özdeş parçalara bölündüler ve her biri ayrı bir lider çıkardı ve her biri gittikçe güçlendi; yani  devlet bir karteli yok etmek isterken on kartelin oluşumuna zemin hazırladı.

Daha da kötüsü;bu karteller zenginleştikçe orduya karşı koymak için ağır silahlar satın almaya ve kendi özel kuvvetlerini kurmaya başladılar. 1990’ların sonunda ortaya çıkan ve halka kan kusturan Los Zetas  örgütü böyle ortaya çıkmıştı; özellikle Calderón  döneminde “Calderón’un savaşı” denilen süreçte on binlerce sivil öldürülmüştü.

Şimdiki lider bu olay ve sonuçsuz çözüm yöntemlerinden tam da ders almıştı ki Meksika’yı istikrarsızlaştırma gayesi günden Trump ve ekibinin planlarına alet oluverdi.Ve şuanda kartel içinde bölünme ve her birini kendi liderleriyle yoluna davam etme  tartışması eskiden olduğu gibi başladı. Bu yakın zamanda eskisinden çok daha korkunç baronları ortaya çıkaracaktır. Trump  için amaç hasıl oldu gibi; istikrarsızlığa giren ülkeye bu bahaneyle yakın zamanda  müdahale edebilir.

Trump’ın gerçek amacının bu olduğunun kanısındayım; zira mesele uyuşturucuyla mücadele olsaydı   önce kendi ülkesindeki Amerikan ilaç şirketleriyle mücadele ederdi. Çünkü Amerikan ilaç şirketleri bizzat vatandaşları fentanil denilen uyutucu içerikli ağrı kesicilere  bağımlı hale getirmiş durumda. Amerikan gençlerinin uyuşturucuyla tanışması bu ilaçla başlıyor zaten.

Velhasıl; Trump hedefe ulaşmak için yine mubah olmayan yolları mubah kıldı ve hedefini gerçekleştirdi.

Son olarak bir cümle de ülkemizle ilgili kısmına:

Meksika’da ve diğer bazı ülkelerdeki önü alınamayan ve her geçen güçlenen ve servetleri milyar dolar olan ve de bu servetle Meksika hükümetinde olduğu gibi hükümet görevlilerini satın alan kartellerin gücüne ve ülkeyi getirdiği noktaya baktığımızda devletimizin uyuşturucu ile mücadelesine amasız fakatsız destek vermek hepimizin boynunun borcudur..Vesselam..

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zelensky ve Kolomoisky..

Ne ara insanlığınızı kaybettiniz! “Benden Olmayan Herkes Ölsün” Duygusu

Trump’ın Stratejik Başarısızlığı

Münih Güvenlik Raporu: Yıkım sürecine girdik

Kürt Sorunumu Terör Sorunu mu?

Mossad & CIA işbirliği mi?

Trump Kontrolü kaybetti.

Üç harfli İngiliz piyonları: SAS

Avrupa’nın Amerika’ya karşı ortak cephe açması çok mu zor?