Trump’ın gerçekte istediği nedir?
Bir yerde petrol varsa oraya “demokrasinin” götürülmesi an meselesidir
Trump’ın gerçekte istediği nedir?
Bu aralar Trump’ın siyasi vandallığının saldırılarla ve
baskınlarla sonuçlandığı ve hiçbir kurala tabi olmadan tüm bölgelerde sergilediği
eşkıyalıkları çaresizce izliyor ve takip ediyoruz.
İlk döneminde “önce Amerika” diye meydanlarda oy toplayı
koltuğa oturan Trump bu dönemde de “Önce ben ve Amerika” diyerek sağa sola
pervasızca saldırılarda ve tehditlerde bulunuyor ve “beni mutlu edin” diyerek
tüm ülkelerden ticari siyasi hatta toprak olarak tavizler koparmaktan hiç çekinmiyor.
AslındaTrump’ın politika ve susamışlık olarak diğer Amerika’nın gerçek
yöneticilerinin isteklerini yerine getiren diğer Başkanlardan çok farkı olmadığını,
ama uygulamaya baktığınızda diğerlerine göre kapalı kapılar arkasında değil
direk ekranlarda, dünya kamuoyunun önünde hesap yapan ve gizli ajandaları
yüzeye çıkaran biri olarak diğer Başkanlardan farklı bir yönünün olduğunu
düşünürüz.
Peki İran konusunda böyle mi?
Beyaz Saray’dan sık sık ekranlara “anlaşma olmazsa ne
olacağını göreceğiz” diyen Tramp’ın bu konuda yine açık ve net olduğunu
düşünebilirsiniz ama gerçekten İran için isteklerinin net ve şeffaf olduğunu söyleyebilir
miyiz?
Bence ahayır?;istekler ve gayeler gayet gizli ve sinsi
şekilde yürütülüyor..
Trump’ın kamuoyun aksettirdiği isteklerinin gayet açık olduğunu
biliyoruz; Uranyum zenginleştirmenin tamamen
durdurulması, İran'daki tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının kaldırılması,
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve BM silah denetçilerinin geri dönmesi, füze
programına ciddi kısıtlamalar getirilmesi gibi..Bu noktada bir sıkıntımız yok.
Ama bu gün bazı İran gazetelerinde çıkan haberlere göre İran
Uranyum konusundaki taviz vermek istemediği konuydu- Amerikalı yetkililere bir
takım tavizler vermiş ve isteklerinin büyük bölümünü kabul etmiş;buna rağmen Trump’ın
bu gün yine medyanın önüne çıkıp zamanın daraldığından bahsetmesi meselenin
Uranyum veya füzelerden ibaret olmadığını anlamamıza yardımcı oluyor açıkçası.
Peki Trump’ın şuan
izlediği “stratejik belirsizlik”le
İran yönetimine ve halkına korku salmasından ve nihayetinde saldıracaksa o saldırıdan
beklediği ne?
Tabi öncelikle beklentinin Uranyum çalışmasının sıfırlamak
ya da İsrail’e yönelik füze tehditleri için füze envanterlerini yok etmek
olmadığını az çok tahmin edebiliyoruz. Meselenin özü İran’ı ve halkını 1979
öncesi bağımlığa ve Batı önünde boyun eğmeye ikna edip Amerika’sız ve Batısız
bir yaşamlarının olmyacağını,olamayacağını İran halkının beynine bombalarla,f35’lerle
“gizli bomba” dedikleriyle kazımak.
Evet; bu”molla rejimi”ni
veya rejimin uygulamalarını tasvip etmiyorum;ama emperyalist bir gücün
emperyalist amaçlarına körü körüne hizmet edecek bir halkın oluşmasını hiç
tasvip etmiyorum.
1979 Devrimi’nde halkın devrime verdiği (ki herşey
istedikleri gibi olmamış olabilir) desteğin ana gayesi, ABD ve kuklaları
tarafından kendilerinin sömürülüp aşağılanmalarına son verip bağımlılığı ve onursuzluğuyla tarihe geçen ve
bu kukaların elinde kukla olan
Monarklarını ortadan kaldırıp, Roma’nın köleleri gibi boyunlarında takılı
halkaları çıkarmaktı. İşte Amerika’nın sessiz yöneticilerinin Trump’a kapalı
kapılar ardında fısıldadıkları tam da buydu; İran ve halkını tekrar Amerika ve
kuklalarının(İsrail ve bazı Batılı yardakçıları gibi) esaretine almak veya
aldırmak..
Bunu “demokrasi,insan hakları veya ekonomik zorluklar”
kapsamında ele alıp dünya kamuoyuna güzel bir algı çalışması ile yedirmeye
çalışsalar da dünya kamuoyu gerek Amerika’nın
ve gerekse onun “sözcüsü” Trump’ın gayesini ve kapitalist iştahının sınırsızlığını
gayet iyi biliyor.
Amerika tarafından her açıdan “tam teslimiyet”i istenen İran
halkı, böyle bir durumda bir Amerikan köpeğinin bile kendilerinden daha değerli
bir konumda olacağını çok iyi bilmelidir. Bunu algı yönetimleriyle öyle bir
işlerler ki, bir dönem Malcolm X’in “Eğer
dikkatli olmazsanız, gazeteler mazlumlardan nefret etmenize, zalimleri ise
sevmenize sebep olur.” Uyarısı gibi zalimleri sevecek duruma gelirler;tarih
bunun örnekleriyle dolup taşar..Çünkü
Amerika ve Batı bir yerde petrol gördüğünde oraya “demokrasi götürmek” için her
şeyi yaparlar..
19. Yüzyılın mizah yazarlarından Amerikalı Mark Twain’in “Bizler (Amerikalılar) birer fatiiz; bizler,
başka insanların topraklarını, kendi evlerini korumaya çalışan insanlardan
zorla alan kişileriz." Sözü asla unutulmamalıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder