Yüzyılın vizyonu “Terörsüz Türkiye Projesi” ya hayata geçmeseydi?
Yüzyılın vizyonu “Terörsüz Türkiye Projesi” ya hayata geçmeseydi?
Daha önceki yazılarımda "Terörsüz Türkiye” hedefinin
yalnızca bir güvenlik politikası olmadığını; aynı zamanda Türkiye’nin
geleceğini belirleyecek tarihi bir vizyon olduğunu defaatle yazmıştım. İşte
dünyanın geldiği nokta bu tarihi
vizyonun ne denli isabetli olduğunu bize gösterdi.
Dün hayal ya da komplo teorisi dediğimizin bu gün net bir
gerçeklikle önümüzde durması bu tarihi vizyonunun haklılığını ve gerekliliğini
kat kat arttırmış durumdadır. Bu
nedenle bu projenin mimarlarından Sayın
Devlet Bahçeli ve bu projeye sahip çıkan Sayın Cumhurbaşkanı bizlere bir kez daha
vizyoner olduklarını göstermiş oldular; zaten vizyoner olmak, kimsenin “görmediği
bir yarını” bugünden savunmaktır; ve yaşadığımız coğrafyanın bizlere yüklediği
ağır şartların bilincindedir.
Gerek on binlerce kilometre uzaklardan gelen tehditler
gerekse birkaç bin kilometre uzaktan bize parmak sallayan teolojik sapkınlar jeopolitiğin bize dayattığı sorunları fırsat bilip başımızı ağrıtmaya ve bizi
meşgul etmeye yeltenmeye başladılar bile;mesela İsrail Başbakanı Netanyahu’nun
telkinleriyle Trump’ın Kürt guruplarını İran’a karşı harekete geçirme arzusu
gibi
Daha düne kadar Suriye’de onları yalnız bırakan Amerika’nın bu gün yüzsüzce
halen onları bölgesel stratejilerde kullanma istekleri emperyalizmin
yüzsüzlüğünü ve utanmazlığını gözler önüne sermiş durumda.
Tabi ilk etapta İran'daki muhalif Kürt grupların saldırıya
geçmesinin "harika olacağını" belirterek onları harekete geçirmeye
çalışan Trump’ın -bazı basın yayın
organlarına göre- Kürtlerden bir
"kara gücü" olmalarını istediğini ve "Ya bizden yanasınız ya
İran'dan" şeklinde baskı kurduğunu ama daha sonra her nedense “Kürtlerin oraya girmesini
istemediğime karar verdim" diye geri adım attığına hepimiz şahit oluyoruz.
Aslında geri adım atmasındaki en büyük etken tartışmasız bir
biçimde Türkiye’nin yoğun diplomatik baskısı ve doğru iletişim yeteneğiydi. Neticede zaten İran üzerindeki
baskıyı arttıran Trump’ın Türkiye’nin de
etkisiyle bölgede müttefikleriyle olan
dengeleri bozacağının farkında olması ve bu nedenle geri atması (ya da oldurulması) Türkiye’nin “Terörsüz
Türkiye Projesi”nin başarıya ulaşmasında önemli bir engeli yoldan kaldırması
anlamına gelir;Amerika’nın geri adım atmasını kolaylaştıran etkenlerden biri de
yine bu projenin yürüyor olmasıdır.
Bu projede kararlılık olmasaydı kesinlikle Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgelerinde ciddi anlamda güvenlik problemleri ortaya çıkacaktı. Bu
sadece Amerika-İran savaşıyla ilgili değil, Suriye’nin YPG ile mücadele
sürecinde yaşananlarla da ilgilidir. Bu proje, bu “kanlı süreçte” orada yaşayan
vatandaşların da korku içinde yaşamaması
,vatandaşların devletine olan güvenlerinin ve aidiyet duygularının pekiştirilmesi
açısından oldukça önemli;zira aidiyetin ilk şartı, kişinin kendisini güvende
hissetmesidir. Ve biz buna “sosyal savunma hattı” diyoruz. Bu hattın kopmaması
veya herhangi bir yerinden delinmemsi bizim açımızdan özellikle bu süreçte çok
önemlidir.
Trump Türkiye’nin ve ilgili diğer müttefik devletlerinin çekingenlerini
dikkate almayarak İran’da ve Suriye’de yaşayan Kürt guruplarını İran’a karşı
taarruza şevketmiş olsaydı ve de Terörsüz Türkiye projesi ile iç hatlarımız
sıkı sıkıya bağlanmamış olsaydı bu gün en modern silahlara sahip PKK VE PYD
gibi yapıları eskisinden çok daha güçlü ve imkan sahibi olarak karşımızda
görecektik. Ve bu da Türkiye açısından felaketle sonuçlanacak bir durumu doğuracak
ve dış güçlerin bölgesel planlarının tıkır tıkır işlenmesine de ortam hazırlayacaktı.
Türkiye’nin vakit kaybetmden atağa geçerek Suriye yönetimi ile koordineli olarak harekete geçmesi oldukça yerinde ve isabetli bir
aksiyon alma oldu. Bu nedenledir ki Suriye yönetimi net şekilde kendi topraklarındaki
Kürt guruplarını herhangi bi yanlışa düşmeme konusunda uyardı. Bizim için çok daha sevindirici ve umut vaat eden
gelişme de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürtlerin, hareketlenen İran Kürtlerini
ABD ile birlikte İran’a karşı
savaşmamaları konusunda uyarması oldu. İşte bu, “Terörsüz Türkiye Projesi” vizyonunun
ne anlama geldiğini net şekilde anlatan bizim açımızdan oldukça sevindirici ve
umut veri bir gelişme..
Aslında İran’daki Kürt guruplarının hareketlenmeye başlaması
Trump’ın açıklamalarıyla başlamış değildi; Reuters'ın haberine göre ABD ve İsrail’in İran’a
hava saldırıları düzenlemesiyle eş zamanlı olarak Kuzey Irak'ta konuşlanmış
İranlı Kürt milisler son günlerde Batı İran'daki güvenlik güçlerine saldırı
yapılıp yapılmayacağı ve nasıl saldırılacağı konusunda ABD ile istişarelerde
bulunmuştu.
İran da tabi bu süreçte önlemlerini almak için harekete
geçmiş durumda. İlk etapta İran Savunma Konseyi üyesi Ali Akbar Ahmedian,
ABD'nin böyle bir şey yapması durumunda İran'ın sadece ABD üslerini ve
ayrılıkçı grupları değil, "Irak'ın Kürdistan bölgesindeki tüm
tesisleri" hedef alacağını söyledi. Tabi akabinde “"Kürdistan
bölgesiyle olan dostane ilişkileri ve zor zamanlardaki sarsılmaz desteği
durdurulacak" şeklinde bir cümleyi de ekledi. İran’ın söz dışındaki fiili
tek uyarısı Devrim Muhafızlarıın, Irak'taki Kürt “ayrılıkçı grupların” üslerine
üç füze fırlatıp “oturun oturduğunuz yerde” mesajı oldu.
İşte şimdi Sayın Devle Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye demek
terörsüz bölge demektir” sözünü daha iyi anlamış bulunuyoruz. Görüldüğü gibi Sayın
Bahçeli’nin bu sözleri anlık ilhamla söylemediği kesin.
Yıllarca bölgede başat güç olma macerası peşinde koşan İran’ın
bu uğurda ülkemizde PKK’ya destek verdiğini ve Türkiye’nin de geline süreçte bu girişimle İran’ın toprak
bütünlüğüne katkısını düşünürsek İranlı yetkililerin şapkasını ya da “amame”
dedikleri sarıklarını önlerine alıp bir kez değil bin kez düşünmeleri ve son
tahlilde Türkiye’ye teşekkür etmeleri gerekir.
Türkiye’nin kararlı mücadelesi olmasaydı İran’ın Batı
sınırını korumakla yükümlü gibi görev alan Şii Kürt paramiliter güçleri de
kesinlikle parçalanır ve İran büyük bir kaosun içine sürüklenirdi. Zira
çoğunluğu Irak’ta bulunan “Kürt milisler” koşullar elverdiği takdirde İran
devletine karşı silahlı eylemde bulunma olasılığına hazırlandığını ifade
etmiştim yukarıda.
Son tahlilde; Bahçelini ezber bozan bu stratejik ve
sosyolojik hamlesi belki de Türkiye’nin sonu belli olmayan bir kaos dönemine girmesini
engellemiş, terörün dayandığı “ayrılkçı” zemini ortadan kaldırmış ve Türkiye’nin
tarafsızlığını sürdürmesine katkı sağlamıştır. Bu nedenle Sayın Bahçeli’ye ne kadar teşekkür etsek azdır..Vesselam..
Yorumlar
Yorum Gönder