Krizlerden güç devşiren Amerika Küba’dan ne istiyor?

 

Krizlerden güç devşiren Amerika Küba’dan ne istiyor?

Diplomasinin yerini tehditlere, diyalog masasının yerini ise ekonomik ablukalara bıraktığı bir dönemin tam ortasındayız.  Washington’un soğuk savaş yıllarından sonra rafa kaldırdığı Latin Amerika politikalarının yazıldığı eski defterler Trump döneminde raftan indirildi ve çok daha acımasız şekilde tekrar yazıldı.

Trump her ne kadar gün aşırı İran’ı mağlup ettiklerini söylese de kendisi de acı bir mağlubiyet aldığının veya en hafif değerlendirmeyle harcamalarının karşılığını almadığının farkında. Bu nedenle bunun bir telafisi olması gerekiyordu ve tabi o da kolay lokma olarak görülen Küba en ideal bir telafi yöntemiydi.

Trump göreve geldiğinden beri Küba’yı "Rusya, Çin ve İran gibi düşman aktörlerin ileri karakolu" olarak gördüğünü söylüyor ve  müdahaleyi olası bir gündem değişikliği için yedekte tutuyordu. Neticede Küba Amerika için “olağanüstü bir tehdit” içerecek kabiliyette değildi; tıpkı İran’ın Amerika için “öncelikli bir tehdit” olmadığı gibi..

Eğer İran savaşından net beri zaferle çıkmış olsaydı muhtemelen yakın zamanda başlatmak istediği  Küba müdahalesini ileri bir tarihte gerçekleştirecekti ama İran sorununun başına açtığı bela bu müdahaleyi öne çekti ve uçak gemisi Abraham Lincoln’ü adanın hemen açığına konuşlandıracağını söylemesi müdahalenin de her an gerçekleşebileceğini gösterdi bize.

Diplomatik dil yerine çatışmacı dili tercih eden Trump  gibi  sadist bir ruhun siyaseti seyirciye odaklı “gladyatör arenasına” çevirdiği bu dönemde   her devlet her an Amerika için potansiyel eşkıyalık arenasına dönebilir. Trump için bir ülkedeki yolsuzluk veya insan hakları ihlalleri çok önemli değil. Onlar sadece arenada sahne performansını canlı tutup seyirciyi heyecanlandırmak adına kullandığı argümanlar. Neticede son yılların en büyük insan hakları ihlallerinin altında kendisinin imzası var.

Şuan itibariyle Küba Amerika’nın  var olan elektrik kesintilerinin yanında sıkı şekilde uyguladığı petrol ambargosu  Küba halkını oldukça zor duruma sokuyor. Zaten Venezuela petrolünü kesmişti. Ve şimdi de Meksika ile olan tüm ticareti durdurmuş durumda tehditleriyle. Ve bu durum 1962 “Füze krizinden” bu yana uygulanan en sıkı ve en acımasız ambargo ve abluka olma özelliğini taşıyor Küba için..

 “İran dönüşünde Küba’ya uğrayabiliriz” şeklinde cümlelerle bir halkı her türlü insani ihtiyaçtan yoksun bırakmayı ve sonrasında da öldürmeyi kendine oyun alanı haline getiren üslup kullanan Trump’ın yapacağı askeri harekatın oldukça gizli şekilde yürütüldüğü söyleniyor; tabi İran’dan dönebilirse..

Trump’ın “öldürme yöntemi”ni artık hepimiz iyice kavradık: önce göstermelik övgüler, göstermelik müzakere davetleri ve hatta hedef ülkeye siyasi gladyatörlerinden bir müzakere heyetinin yollanması ve sorasında da ağır bombardımanlar..

Evet; Küba’ya sözüm ona bir müzakere heyeti gönderildi. Amerikan heyeti, ekonomik reformlar, siyasi tutukluların serbest bırakılması, Küba devriminde mülklerine el konulan ABD vatandaşları ve şirketlerine tazminat ödenmesi gibi bir dizi isteklerde/dayatmalarda bulundu.

Trump Venezuela’daki “kafa kesme operasyonu”nun başarısından aldığı cesaretle hareket etmiş olacak ki müzakere heyetinde, daha doğrusu gladyatörlerine kılıç ve kalkanlarını gösterme konusunda kararlı olmalarına yönelik emir de veriyor.

Trump’ın tıpkı İran’da olduğu gibi Küba’da da bir rejim değişikliği hedefinin olduğu zannetmiyorum. Ona göre en iyi rejim kendisiyle anlaşıp kendi egosunu tatmin eden rejimdir. Hedef ilkelerindeki muhalif halkın ne istediği, ne ölçüde özgür olduğu çok da önemli değil.

Bunu İran bataklığını saplandığında gördük. Ortadan kaldırdıkları rejim yöneticilerinin yerine çok daha radikal ve müzakere yöntemine mesafeli olanlar gelmesine rağmen Trump onlar için “daha az radikal ve çok daha makul" ifadelerini kullanmaktan çekinmedi.

Elbette Küba bir İran değil. Evet, İran gibi on yıllardır ambargo altında yaşasa da İran gibi kısmen de olsa serbest bir piyasaya sahip değil. Yine de 1960’dan beri Amerikan ambargosuna maruz kalmalarına  rağmen   varlığını sürdüren  bir yönetim ve halk var Trump’ın karşısında.

Ama bu dönem Küba halkı için biraz sancılı bir dönem oluyor gibi: devrimle  başlayan “la libreta” olarak bilinen “devlet karnesi ”uygulamasında karnelere yazılanlar her geçen gün daha da küçülüyor. Hatta o kadar küçüldü ki “bir tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, o dönemde Kübalılar ortalama %5 ila %25 oranında vücut ağırlıklarını kaybettiler ve ekmek, süt, yumurta ve tavuk gibi temel gıda maddeleri kıtlaştı.”

Karne sistemi Küba halkını gittikçe bedensek ve zihinsel olarak iflasın eşiğine sürüklüyor. Bu durum artık tiye bile alınmaya başlandı;  mesela bazı Kübalı komedyenler, yayınladıkları videolarda "Pánfilo" adında bir karakter yaratarak, “defteri mezarlığa koyun, gömülmeye hazır”  gibi söylemlerle karne defterini tiye almışlardı.

Bu yoksulluğun yanında Trump’ın daha da sıklaşan acımasız yaptırımları nedeniyle halk ciddi anlamda can çekişir oldu. Ve Trump da ölüme mahkum ettiği bu halkı  “kurtarma” adına yola çıktığını söylüyor.

Amerika’nın klasik sömürge yöntemdir: Önce ekonomik yaptırımlar, siyasi baskılar veya dolaylı müdahalelerle bir ülke zor durumda bırakılır; ardından aynı güç, “yardım eden” ya da “kurtaran” aktör olarak sahneye çıkar; işte, krizlerden güç devşiren  bu acımasız ve ahlaksız siyaset hem İran hem de Küba için uygulanmaktadır. Ama bu ahlaksız siyaetin ne ölçüde Trump ve Amerika lehine sonuç vereceği tartışılır

Son tahlilde; komik yapıtımlar ya da ekonomik giyotinle kafa kopararak rejimi değiştirmeyi düşünen Trump İran meselesinden ders çıkarmış değil anlaşılan. Bir analistin değdiği gibi “Değişmeyen şey, Küba rejiminin hayatta kalma ve kendini savunma konusundaki neredeyse genetik ihtiyacı ve her şeyi tüketen gücünü zayıflatabilecek her şeye karşı direncidir." 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zelensky ve Kolomoisky..

Ne ara insanlığınızı kaybettiniz! “Benden Olmayan Herkes Ölsün” Duygusu

Trump’ın Stratejik Başarısızlığı

Münih Güvenlik Raporu: Yıkım sürecine girdik

Kürt Sorunumu Terör Sorunu mu?

Mossad & CIA işbirliği mi?

Trump Kontrolü kaybetti.

Üç harfli İngiliz piyonları: SAS

Avrupa’nın Amerika’ya karşı ortak cephe açması çok mu zor?