Amerika’nın düşürülen Helikopterindeki gerçeklik ve İslamabad Mutabakat Zaptı

 

Amerika’nın düşürülen Helikopterindeki gerçeklik ve İslamabad Mutabakat Zaptı

Amerikalılar en ufak askeri operasyonlarını (başarısız olanlar da dahil)küçük bir teknik operasyonla, özel efektler ve yalanlarla Hollywood filmlerine taş çıkartacak bir senaryoyla dünya kamuoyuna pazarlamayı iyi biliyorlar.. Mesela geçtiğimiz yıllarda Venezuela'dan 13.5 kg Uranyum ele geçirdiklerini söyleyip Trump'ı kahraman ilan etmişlerdi. Oysa o yaptıkları sözde operasyon Soğuk Savaş Döneminde kapatılmış, terk edilmiş, unutulmuş bir tesiste işlerliği dip seviyede olan Uranyuma yönelik olduğu ortaya çıkmıştı. Trump'a da bunu zenginleştirilmiş Uranyum olarak kakalamışlardı..

Başka bir örnek de birkaç gün önce yaşanan hadiseden vereyim:

Amerika’nın İran’a son saldırısının gerekçesini hepimiz biliyoruz. Tekrar edecek olursak; boğaz üzerinde bir AH-64E Apache Guardian saldırı helikopterinin düşürülmesiydi. BU helikopter oldukça barışçıl bir şekilde meltem rüzgarlarının arasından süzülüp giderken Devrim muhafızları tarafından düşürülmüş.

 Ancak gerçek hikaye, barışçıl bir devriye olarak anlatılandan oldukça farklı:

Helikopter, su yolunu kapatmaya çalışan İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun (İDGK) hafif botlarını arama ve imha etme operasyonlarına katılan bir helikopterdi. Bu operasyonlarda, ABD, AN-64 ve MH-60R helikopterlerinin desteğiyle “Özel Bot Timi'nden Deniz Kuvvetleri Özel Harekât Timi”ni  görevlendiriyor ve güvenliğini de düşürülen helikopterdeki personel sağlıyordu. O zamana kadar çatışmalar ekipman hasarıyla sınırlı kalmıştı, ancak helikopterin imha edilmesi, botlar arasındaki bu gizli savaşta yaşanan ilk ciddi kayıp oldu.

Helikopterin ve özel timin bir başka görevi de Keşm Adası ve Bandar Abbas bölgesindeki hedefleri  belirleyerek çatışmaya girmeden İran'ın kıyı altyapısını mümkün olan en kısa sürede etkisiz hale getirme göreviydi. Tipik bir cerrahi müdahale..

Helikpterin ne amaçla kullanıldığını söyledik. Bir de düşürülen halikopterin personelinin kurtarılışının gerçek hikayesine kısaca bir göz atalım:

CENTCOM'a göre, “pilotlar ABD Donanması'nın 59. Görev Gücü'ne bağlı otonom bir hava aracı olan 7,3 metrelik Saronic Corsair ile tehlike bölgesinden kaçtılar ve daha sonra başka bir helikopterle tahliye edilmek üzere bir tahliye noktasına ulaştırıldılar.”

Uzmanlara göre mürettebatı kurtarmak için “Saronic Corsair'ın kullanılması, uçağın ABD Donanması SEAL'lerinin giremeyeceği kadar riskli bir bölgede düşürüldüğünü doğruluyor. Bu, Pentagon'un uçağın rutin bir devriye sırasında yanlışlıkla vurulduğu iddiasını tamamen çürütüyor.”

Amerikan saldırganlığına karşılık olarak Tahran balistik füzeler kullandı.

Yine uzmanlara göre “başlıca hedeflerden biri Bahreyn'de konuşlanmış olan ABD 5. Filosu karargâhıydı.”

 Tabi ki  Amerikan saldırıları da belli merkezlere yönelikti ve Bandar Abbas ile Qeshm Adası yakınlarındaki komuta merkezlerini, hava savunma mevzilerini ve kıyı savunma tesislerini vuruyordu.

Boğaz’da tam anlamıyla bir “tekne savaşı” yaşanıyordu.

Amerika genel bir işgal girişimi yerine İran’ın kolunu kanadını oradan buradan kırpacak saldırı stratejisi güderken beklenmedik kayıplar veriyor ama dünya kamuoyuna bu kayıpların bilançosunu asla açıklamıyor, açıklamadığı gibi  giriş cümlemde belirttiğim üzere Hollywood filmlerine taş çıkartacak bir senaryoyla dünya kamuoyuna pazarlamayı iyi biliyordu.

Tam ölçekli saldırıdan sonuç alamayacağını anlayan Amerika yukarıda belirttiğim gibi özel hedeflere yönelik operasyonlarla amacına ulaşamaya çalışmış  ancak yine de amacına ulaşamamıştı.

Trump  bir türlü istediği sonucu alamadığı bu girişimlerden bıkmış olmalı ki daha önce üzerinde konuşulan mutabakat metininin çok az şekilde revize edilerek imzalanmasını kabul ediyor.

Mevcut metne göre

1-İran yeni bir taahhütte bulunmayacak ve İran'ın barışçıl nükleer programının çerçevesi, mutabakat zaptının imzalanmasından sonra da aynı kalacaktır. İran'ın ilk önerisine göre, nükleer müzakereler mutabakat zaptının imzalanmasından sonraki 60 gün içinde yapılacaktır.

2-Hürmüz geçişlerinde AB ve İsrail gemilerine yönelik tehditler olmayacak ama kontrol İran’da kalacak.

3-Lübnan’da da dahil tüm cephede savaş sona erecek

4-Bloke edilmiş varlıklar peyderpey iade edilecek

5-Yaptırımlar konusu müzakerelerden sonra ele alınacak

Şimdi;İran dışiişleri Bakanı Arakçi’inin “Müzakere ve müzakereci, saha gücüne dayanır” demcinden hareketle savaşın galibinin aslında İran olduğunu söylememiz abartı olmaz.

Tabi  elbette Arakçi de “ "İran İslam Cumhuriyeti bu alanda gerçekten zafer kazanmıştır ve İran bu zorlu arenada galip gelmiştir.” Şeklinde cümle kuracaktır.

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zelensky ve Kolomoisky..

Ne ara insanlığınızı kaybettiniz! “Benden Olmayan Herkes Ölsün” Duygusu

Trump’ın Stratejik Başarısızlığı

Münih Güvenlik Raporu: Yıkım sürecine girdik

Kürt Sorunumu Terör Sorunu mu?

Mossad & CIA işbirliği mi?

Trump Kontrolü kaybetti.

Üç harfli İngiliz piyonları: SAS

Avrupa’nın Amerika’ya karşı ortak cephe açması çok mu zor?