Kayıtlar

Fransa’nın Macron’u Napolyon olma hayalindeyse..

  Fransa’nın Macron’u Napolyon olma hayalindeyse.. Son zamanlarda Fransa ve Almanya adeta “yürek yemiş”ler gibi.. “Yürek yemişler” diyorum çünkü Rusya’ya yönelik adeta “savaşa hazırız” mesajları vermeye başladılar. Putin’in tavrı net: “Herhangi bir askeri sevkiyat olursa vururuz.” Evet bu kadar basit. Ama bu devletler ve dahi NATO yürek yemeden önce Rus savaş tarihini ve coğrafyasını inceleseler fena olmaz. Hoş eminim generaller çoktan incelemeye almışlardır. Hiç olmazsa   Rusya işgali öncesi generallerine düşmanlarının "flora ve faunasını" incelemelerini emreden Napolyon’u örnek alsalar,acemice bir çakma Napolyon hevesine yeltenmeyecekler. Modern dönemin Napolyon’u olmaya hevesli   Macron’un Napolyon “taklidi” bile kendi tarihinden bihaber olduğunu gösteriyor. Macron 19.Yüzyılın başlarında  Napolyon savaşlar dizisinde dönüm noktası olacak olan Wagram veya Austerlitz   savaşlarında olduğu   gibi kahramanlık göstermek istiyor olabilir ama istem...

İnsanın kendi kendini yok etme merakı..

  İnsanın kendi kendini yok etme merakı.. Batı uygarlığı Ortaçağ'a tam anlamıyla geri döndü. ortaçağın kanunsuzluğuna, zulmüne ve bağnazlığına. Ne kölelik kalktı, ne Haçlı Seferleri ne de Engizisyonlar. Sadece maske değiştirdiler.. Ortaçağ’ın savaş hırsı bu gün de modern teknolojilerle devam ediyor. Herkesin herkese karşı harcadığı çaba “barışa katkı” olarak sunuluyor. Her alanda kendini gösteren küresel çılgınlık Ortaçağ’ın “yağma”larının modern versiyonundan öteye gitmiyor.   Zulmün ve kanunsuzluğun bireysel yaşandığı Ortaçağ’dan günümüz yüzyılınıın farkı bu kanunsuzluğun devletler düzeyinde yaşanması.. Devletlerin “uygar” yöneticileri, atalarının barbar geleneklerini sürdürmekken hiç de utanç duymuyorlar. Her yeni yüzyıl Ortaçağ’ın geleneksel zihniyetine daha da fazla yaklaştırıyor devletleri. Mesela modern yüzyılın sosyal eşitsizliği insanları serfliğe, modern tüketim aracı olan kredi kartları da insanları kapitalizmin köleliğine mahkum etmiyor mu? Yine 16.yüzyıl...

Amerika’nın “Hristiyan Milliyetçileri”

  Amerika’nın “Hristiyan Milliyetçileri” Amerika’da Trump taraftarlarının sayısı gittikçe artıyor. Tabi bu artışta Trump’ın keyifle “mağdurlara” oynamasının etkisi çok fazla. Son olarak dolandırıcılık gibi etik dışı bir suçtan aldığı cezayı bile siyaseten kendi lehine çevirmedeki becerikliliğini görüyoruz. Geçmişte James Monroe’nun “Amerika Amerikalılarındır” savının günümüz Amerika’sındaki savunucusu olan Trump’ı Monroe’dan ayıran en belirgin özelliği ise Amerika’da yaşayan göçmenlere   yaşam hakkı tanımamasıdır. Çünkü Monreo bu savını sadece uluslararası arenada uygulamaya çalışmıştı,Trump ise bunu ülkesinde yaşayan ve   Amerikalı olmayan herkes için uygulamaya koyma yolunda. Gittikçe radikalleşen Trump’çıların en büyük dilekleri olan Amerika’yı Hristiyan ulus yapma heveslerine bakılırsa, mesele sadece göçmenlerden kurtulmayla sınırlı değil. Son zamanlarda sıkça ABD Anayasası’nın Hristiyanlıktan bahsetmemesini eleştiren söylemlerin altında yatan da bu hevesleridir...

Feodal Siyaset mi, Demokratik Siyaset mi?

 Feodal Siyaset mi, Demokratik Siyaset mi? Adeta insanın doğal çevresinin bir parçası olan siyaset, sadece bizim ülkemizde değil gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde futbol takımları gibi keskin taraftarları olan bir alandır maalesef. Arası yok…  Eğer bir siyasi pozisyon alırsanız, otomatik olarak bir tarafa katıldığınız ve dolayısıyla genellikle o tarafa uyan diğer tüm görüşleri seçmiş olduğunuz varsayılır.  Ya Fenerbahçe’ye tezahürat edersiniz ya da Galatasaray’a. Her ikisine birden tezahüratta bulunma şansınızın olmadığı gibi. Olsa bile cesaretinizin olmadığı gibi..  Bir o taraftan bir bu taraftan diyenler anlık kazançları dışında süreli bir kazanca sahip olamıyorlar. Zaten siyaset dünyasında  “ne şiş ne kebap” siyasetini yapanlar artık eskisi gibi de çok takip edilmiyor. Çünkü izledikleri yol çok zikzaklı olduğundan ve şeritleri net çizgilerle belirlenmediğinden şerit ihlalleri sonucunda pek çok kez siyasi kazaya sebebiyet verebiliyorlar. Peki şerit ihl...

Grigori Rasputin

  Grigori Rasputin  Hakkında pek çok hikâyeler yazılmış kendi deyimiyle “yaşlı adam” Rasputin “Rusya’nın şeytanı” lakabıyla da anlıyor. Kimileri için keşiş, kimileri için “şeytan” ve kimileri için de “sapık ve şarlatan”.. Hayatı hakkında Rusya tarihinde olağanüstü bir gizeme sahip olan Rasputin 1867-1916 yılları arasında yaşamış çiftçi bir ailenin çocuğuydu. Tarihe damgasını vuran şahsiyetlerin çocukluk dönemlerine baktığınızda mutlaka akranlarından farklı en az birkaç özelliğe sahip olduğunu görürsünüz. Tabi Rasputin de   akranlarından farklı birkaç özelliğe sahipti: doğuştan sahip olduğu benzersiz “iç görü” ve sezgi.. Adının Rusça ’daki anlamı “günahkâr” olan Rasputin ’in hayatı zor geçmiş tabi. Annesi 12 yaşındayken ölmüş, evi tamamen yanmış ve kardeşi nehirde boğulmuş. Rusya’da aziz mi yoksa iblis mi olarak tartışılan Rasputin için kesin olan bir şey varsa o da keşiş olmadığıdır. Hayatı genç yaşta Rus topraklarında etkili ve tehlikeli olarak kabul edilen olan ...

Öğrenci değerlendirmelerindeki eksikliğimiz..

  Öğrenci değerlendirmelerindeki eksikliğimiz.. İlk dönem öyle ya da böyle bitti. Kimi zayıfız gelen karnelerin sevincini yaşadı, kimi zayıflarına üzüldü kimi de zayıflarına, eskilerin tabiriyle “kırıklarına” çok da aldırış etmedi. Ama Ortada büyük bir sorun var,sorun;bir ölçme işi olan yazılı sınavları bir dönemin değerlendirme işi gibi görüyor olmamız.. Cumhuriyet tarihine baktığımızda günümüze kadar eğitimle ilgili alınan her yeni karar   bir önceki kararların eksikliğini gidermek   ya da o kararların sonraki dönemlerin sosyal, kültürel ve anlayış olarak ihtiyaçlarını karşılamada ki yetersizliğini telafi etmek için alınmış ama kararların uygulayıcıları olarak biz öğretmenler( en azından bir kısmımız ) yıllar önce zihnimizde baki kalan bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçmediğimizden olsa gerek, eğitimde yeni bir anlayışın gerekliliğini içselleştirmemekte ısrar ediyoruz. Elbette gerek Milli Eğitim yönetmeliklerinin gerek Milli Eğitim Şuralarında alınan tavsiye kararla...

İsrail Hamas’ın Değil Halkın Tünellerine Su Yerine Beton Pompalıyor

  İsrail Hamas’ın Değil Halkın Tünellerine Su Yerine Beton Pompalıyor Dünya gündemi İsrail barbarlığından bir nebze uzaklaşmaya başladı. Bu onların beklediği ve istediği bir şeydi tabi.   Çünkü tam bir “dokunulmazlıkla” hareket eden İsrail ordusunun kayıpları onların beklediği oranı aşalı çok oldu. Hal böyle olunca   hem bu kayıpların gündeme gelmemesi ya da daha az gelmesi dünyanın vicdanlı halklarının baskısını enselerinde hissetmeden soykırımı daha agresif biçimde uygulamalarına olanak taşıyor aynı zamanda. İsrail “kabul edilebilir düzeyi ”aşan kayıplarını gizlemeye çalışsa da, bu kayıplar artık o kadar büyük boyutlara tırmandı ki bu barbar devlet bu kayıpların sayısını gizlemesinin artık mümkün olmadığının farkında. Artık İsrail toplumu bu kayıplar karşısında oldukça sinirli.   Netanyahu iktidarı kamuoyu desteğini ciddi oranda kaybediyor. Ve İsrail “yeni bir aşamaya” geçeceğini söylese de geçeceği aşama aslında başa dönüş; kara kuvvetlerini çekip yeninden h...

ABD Planladığı Bölgesel Savaşa Hazırlanıyor.

  ABD Planladığı Bölgesel Savaşa Hazırlanıyor. Amerika sözde endişe duyduğu bölgesel çatışmayı başından beri planlamıştı. Özellikle Amerika savunma sanayisini tekeline alan şirketlerin bölgesel çatışmayı planlaamış olabileceğini öngörüyordum. Gerek, görünürde yayın kuruluşu olan  Direc TV adı altında faaliyet gösteren şirket ( görünürde diyorum; çünkü bu yayın kuruluşunun Amerikan Hughes Uçak Şirketi’ni bünyesine katması kendi alanında genişlemek istemesinden kaynaklanmıyor zannımca ), gerek ateşli silah üreticilerinden Barrett’ın, gerekse MP5 VE G3 gibi saldırı amaçlı kullanılan silahların üretimini yapan Heckler & Koch’un ve adını sanını yazmakla bitiremeyeceğimiz nice silah üreticilerinin   bölgesel bir çatışmadan elde edecekleri gelirlerini düşünürsek bu şirketlerin   Amerika’nın Ortadoğu politikasına şekil verdiklerini de pekala tahmin edebiliriz;başkanları “yaşlı Biden”   da onlar için kamuoyunu “endişeliyiz” mesajıyla yatıştırmaya çalışan bir kukl...

Modern Feodalizmin öncüleri;oligarklar

  Modern Feodalizmin öncüleri;oligarklar 21.Yüzyılın insanı   tarihin en “medeni”döneminde yaşmakla övünebilir ama bunun doğru olmadığına kendini ikna etmesi epey zor olsa gerek. Bilinçsizc kendini kandıran   bu medeni dönemin insanının hali T ilki ile Üzümler adlı fabl daki tilkinin haline çok benzer: Bu fablda,  kurnazlığıyla bilinen tilki olgun ve sulu bir üzümün olduğu dala yetişmek defalarca sıçrar. Ancak ne kadar denerse denesin  başarılı olamayan tilki hayal kırıklığına uğrar ve en sonunda kendisini aslında üzüm yemek istemediğine, zaten üzümlerin de yeterince güzel görünmediğine inandırır. 21.Yüzyılın kapitalizmine esir düşen devletler bu   tilki gibi dünyanın geri kalan yoksullarını görmezlikten gelmek için kendi kamuoylarına   yalanlar söyleyerek vicdanlarını sustursalar da, dünyayı felakete götüren bir avuç azgın azınlığın kendi yaptıklarına duydukları vicdani öfkeyi bu tilki gibi bastırsalar da er ya da geç kendileri olmasa da ge...

Amerika’nın sinsiliği..

  Amerika’nın sinsiliği.. Vakti zamanında Amerika’nın Suriye’nin Kuzeyindeki varlığının sebebi doğrudan Türkiye’yle bağdaştırıldığında “hayal ürünü, komplo teorisinden öte gitmeyen düşünceler” şeklinde eleştiriliyordu. Hatta eleştiriyle kalmayıp Meclis çatısı altında Devletin Kuzey Suriye’de var olma çabasını sekteye uğratacak bir takım kararlar almaya bile çalışılıyordu;tezekerelere hayır oyu kullanmaları gibi.. Özellikle 2002 sonrası yaşanan Amerikan ilişkilerinde zaten Türkiye-Amerika stratejik ortalığı tamamen rafa kalkmışi,Ortaklık sadece basına verilen göstermelik demeçlerden öteye gitmemişti. 1 Mart Tezkeresi ve ardından yaşanan Süleymaniye hadisesi, Türkiye ‟ye yönelik silah ambargoları, Halkbank gerilimi, vize gerilimi, Rahip Brunson olayı, Suriye Meselesi ve Türkiye ‟nin S-400 alımına yönelmesi gibi bir dizi olaylar “bitmiş bir ortaklığın” en bariz delilleriydi. Gelinen noktada “stratejik ortaklık” denilen içi boş kavramın önemini n zaman içinde daha da azaldığını...

Kremlin ile Tel Aviv “düellosundaki ”farklı hesaplar

  Kremlin ile Tel Aviv “düellosundaki ”farklı hesaplar.. Rusya-İsrail ilişkileri 7 Ekim’e kadar giderek artan   dostlukla sürüyordu. Öyle ki Ru Rusya’sya Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal ettiğinde İsrail, Batı tarafından Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmamıştı. Dahası İsrail Başbakanı ile Rusya lideri devamlı surette bibilerine iltifat etmekten çekinmiyorlardı. Ancak 7 Ekim tarihi bir anda tüm siyasi ve duygusal ilişkileri tersine çevirdi ve Putin İsrail’i Gazze işgali nedeniyle eleştiren az sayıdaki liderlerden biri oldu. Ve 7 Ekim Hamas saldırılarını güçlü bir şekilde kınamaktan kaçındı. Daha da ileriye giden Putin İsrail'i, Nazi Almanya’sının II. Dünya Savaşı sırasında şimdiki St. Petersburg'u acımasızca kuşatmasına benzer taktikler düşünmekle suçladı. Putin’in bir anda İsrail’e karşı tavır alması ülkesinin ileriye dönük menfaatlerini anlık duygusal ya da anlık çıkarlarına tercih etmesi olarak yorumlanabilir. Yani daha uç bir yorumla;Putin’in bu noktada Türk...

Biden barbarlıkta Roosevelt ve Truman’ın barbarlığını katladı..

Biden barbarlıkta  Roosevelt ve Truman’ın barbarlığını katladı.. Tarihler 1941’in 7 Aralık’ını gösterdiğinde Japonlar Pearl Harbor'ı bombalamış ve Amerika’yı fena halde kızdırmıştı. Bombardımandan önce savaşın gidişatıyla ilgili çözüm arayışları vardı ve belli bir noktaya gelinmişti. Ancak bombardıman mevcut çözüm arayışlarını rafa kaldıracaktı.   Amerika   Başkanı Franklin D. Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile Kazabalanka’da bir araya gelmiş Mihver Devletlerinin koşulsuz teslimini talep eden bir açıklama yapmışlardı.     Bu,herkesi hatta başkanlarının danışmanlarını dahi şaşkına çevirmişti. Zir herkes savaş için bir çözüm bulunması ve bu çözümün diplomatik müzakerelerle yapılacağı umuduyla konferansı takip ediyordu. Roosevelt’e savaşın diplomatik müzakerelerle sonlandırılması gerektiği, savaşın kısa sürede bu şekilde neticelendirileceğinin mümkün olacağı fikri iletildiğinde Roosevelt: “Hayır. Düşmanlarımız silahlarını bırakmalı, sonrası...

İsrail'in Sergilediği Vahşetin Motivasyonu Nerden Geliyor?

  ..Ama şimdi anlıyoruz ki;Siyonistler, Nazilerin ön gördüğü kadar tehlikeli ve vahşi yaratıklarmış. Yahudiler için kutsal kitaplardan biri olan Yeşaya Kitabı’nda “Kutsal dağımın hiçbir yerinde kötü ya da aşağılık hiçbir şey yapılmayacak; çünkü suyun denizi doldurması gibi, ülke de Rab bilgisiyle dolu olacak"  şeklinde bir çok cümle bulursunuz.   Bu barbarlık döneminde barbarlığa ilham veren İsrailli köşe yazarlarının bu dönemlerde kutsal kitapta yer alan bu cümlelere sık sık atıfta bulunmaları şu anlama geliyor:   Vaad edilmiş toprakların Filistin kısmını “aşağlık”lardan temizledikten sonra “Rabb”ın isteği yerine getirilmiş olacak. Barbarlarların barbarlık motivasyonunu arttıran bu kutsal kitap “ayetleri”   her fırsatta İsrail medyasında işleniyor ve   hayal mahsülü,ıspata muhtaç ama ispatlanamayan sözde bulgularla da bu motivasyon alabildiğince yüksek tutulmaya çalışılıyor. Mesela İsrailli köşe yazarlarından Dror Eydar 7 Ekimi takip eden günlerd...

Piyasaya Zam Asgari Ücrete Zam;Asgari Ücrete Zam Piyasaya Zam..

  Piyasaya Zam Asgari Ücrete Zam;Asgari Ücrete Zam Piyasaya Zam.. Yakın tarihte Türkiye ve dünya bir çok ekonomik krizle karşılaşmış ve karşılaşılan ekonomik krizlerin etkileri maalesef uzun süreli olmuştur. Ortaya çıkış nedenleri farklı olsa da sonuçları benzer olan ekonomik krizlerden çıkışa yönelik çabalar da çağın koşullarına göre farklılık göstermiştir. Örneğin dünyanın ilk ciddi ekonomik krizi olan 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nda Türkiye ekonomik faaliyetleri devlet olarak kontrol altına almaya çalışmış ve “piyasaya müdahaleci” bir ekonomi politikası gütmüştür. Buna benzer bir çok ekonomik kriz dünya halklarını test etmiştir;Meksika krizi,Brezilya krizi, 1997 Güneydoğu Asya krizi, Arjantin krizi, 1994 Türkiye krizi,2000-2001 krizleri vs. Beklenmeyen, öngörülmeyen gelişmelerin makro düzeyde devletin ekonomik politikasını, mikro düzeyde firmaların işleyişini olumsuz yönde etkileyen olumsuz sonuçlarına kriz dendiğini hepimiz biliriz ama değerlendirmelerimizde o “beklenme...