Kayıtlar

İsrail güvende; pe ki ya dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan Yahudiler?

  İsrail güvende; pe ki ya dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan Yahudiler? HAMAS’ın 7 Ekim günü Gaspçı İsrail’in gaspçı “yerleşimcilerine” yönelik saldırısı İsrail Devleti için olumlu bir takım değişiklikler yapmış olabilir..Mesela halen Ortadoğu’da istediği gibi at koşturuyor olmanın özgüveni ile daha pervasız ve kendilerine vaat edildiğini söyledikleri hedeflerine daha bir iştahla yöneliyor olabilirler; ya da istihbarat ağlarını test edip başarısıyla gurur duyup daha yeni oluşumlarla bu ağlarını güçlendirme fırsatı yakalamış da olabilirler ama ya dünyanın geri kalanındaki dindaşları? Onlar için aynı olumlulukta cümleler kurmak o kadar da kolay değil.   HAMAS 7 Ekim saldırılarını planlarken acaba İsrail sınırları haricinde yaşayan Yahudilerin kendilerini huzursuz ve güvensiz hissetmelerini sağlayacak tepkileri hesaplamış mıydı? Eğer bunu hesaba katarak 7 Ekim saldırısını gerçekleştirdiyse büyük bir üst akla sahip olduklarını söylemek mümkün. 1948 hatta 1941 ve 1945 y...

Siyonistler ona “Şeytan’ın yüzü” derler..

  Siyonistler ona “Şeytan’ın yüzü” derler.. Siyonistlerin   “Şeytan’ın yüzü” olarak tanımladıkları kişi 2017’den bu yana HAMAS’ın lideri olan Yahya Sivar ya da tam adıyla Yahya İbrahim Hasan Sinvar’dı. Kendisi aynı zamanda "Han Yunus Kasabı" lakabını da almıştı. Siyonistlerle iş birliği yapan,Mossad için çalıştığından şüphelendiği kişileri gözünü kırpmadan öldürmesi nedeniyle bu lakapla anılıyordu. Yahya Sinvar da diğerleri gibi Han Yunus mülteci kampında doğdu ve haliyle Siyonistlere yönelik öfkeyle büyüdü. 1989’da  iki İsrail askerinin ve işbirlikçi olarak gördüğü dört Filistinlinin kaçırılıp öldürülmesini organize etmekle suçlandı ve İsrail tarafından dört kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 2011'de kaçırılan bir İsrail askeri karşılığında yapılan esir takasında 1.026 kişiyle birlikte serbest bırakılana kadar 22 yıl hapis yattı. Çıktığında HAMAS   lideri seçildi.   2021 yılında   İsrail tarafından bir suikast girişimine maruz kaldı ama s...

Dünden bugüne Hizbullah..

  Dünden bugüne Hizbullah.. Yatıp kalkıp Hizbullah’ı konuşur olduk. Hizbullah’ı dar kapsamda da olsa ele almadan önce şunu açıklıkla belirteyim: Siyonizm’e ve emperyalizme karşı mücadele eden her kim olursa olsun,nereden geldiğine,ideolojik yapısına hatta dini inancına dahi bakmaksızın desteklerim.. İdeolojilerini, dünya görüşlerini sorgulamak sonraki iş.. Peki Hizbullah denilen yapı ve ideolojik kökeni nedir? Tarihler 1980’i gösterdiğinde Siyonist yapı Lübnan’ı işgal etmişti. Siyonizm’in Lübnan’ı işgaline zemin hazırlayan da 1975’de başlayan iç savaştı. Bu iç savaşın başlamasında   İsrail yanlısı Hristiyan falanjistlerin “otobüs katliamı”na karışmış olmaları büyük etken oldu. Bu falanjistler Filistin Kurtuluş Örgütü olarak bildiğimiz FKÖ ile mücadeleye girişti ve Lübnan adeta yaşanabilir bir yer olmaktan çıktı. Hristiyan Falanjistlerin FKÖ ile mücadelesinden de anladığımız üzere aslında bu iç savaşın ateşini harmanlayan da MOSSAD’ın ta kendisiydi. Zira İsrail vakit kayb...

Mossad & CIA işbirliği mi?

  Mossad & CIA işbirliği mi? Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta daha önce savaş tarihinde görülmemiş bir saldırı gerçekleştirilmiş ve 8 kişi ölmüş 1200’den kişi de yaralanmıştı. İsrail her saldırıda olduğu gibi bu saldırıyı da üstlenmese de İsrail ve Batı medyası ilk sayfalarında “saldırılarda yüzlerce Hizbullah ajanı yaralandı” haberini boy boy vermekten çekinmedi. Yani bu saldırının arkasındaki gücü net olarak İsrail olduğu açık.Tabi ki İsrail’in suikast tarzı saldırıları üstlenmediğini hepimiz biliyoruz. Bu nedenle üstlenmesini de beklemiyoruz. Bu “siber patlama”nın çağrı cihazının birkaç defa çağrı sesi çıkaracak şekilde uyarı verilmesinden sonra gerçekleşmesini dikkate alacak olursak   cihaz sahibinin mümkün olan en ağır şekilde yaralanmasının hedeflendiğini söylemek mümkün. Biz saldırıda kaç kişinin yaralandığını kaç kişinin öldüğünü bir kenara bırakalım saldırı öncesi saldırının net olarak İsrail’i işaret eden gelişmelerine bakalım;şöyle ki: Saldırıdan sadece bi...

Amerikan sopası bu defa kuşatmayla gösterilmek isteniyor.

  Amerikan sopası bu defa kuşatmayla gösterilmek isteniyor. Sıradan vatandaşlar olarak bizler haklı olarak ekonominin zorluklarıyla   mücadele ederken aslında gelecekte bizi daha zorlayacak ve sıkıntıya düşürecek gelişmeler yaşanıyor dış politika arenasında; tabi önlem almazsak.. Bizi zorlayacak gelişmelerin başında Amerika’nın çeşitli anlaşma ve üslerle Türkiye’yi kuşatması yer alıyor tabiki; ve bu kuşatmanın gelecekte bizi tekrar tam anlamıyla Amerikan hegemonyasına sokacak adımlardan öte bir amaç gütmediği açık.  Tabi ki ekonomik, teknolojik , askeri ve siyasi rakibi Rusya açısından tehdit amaçlı olduğunu da göz ardı etmiyoruz ama bizim için mesele ülkemiz.. Peki hangi gelişmeler? Öncelikle Amerika Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne 1987 yılından beri uyguladığı silah ambargosunu yaklaşık 2 yıl önce kaldırmıştı. Bu bir başlangıçtı yukarıda belirttiğim çekingenlerimiz için önemli bir adımdı. Ama daha öncesinde Amerika Yunanistan’la “Karşılıklı Savunma İşbirliği Anla...

İngilizlerin Elon Musk’la İmtihanı..

  İngilizlerin Elon Musk’la İmtihanı.. İngilizler Musk’a çok öfkeli. Çünkü Musk’ın İngiltere’deki olaylarda kışkırtıcı bir rol oynadığına inanıyorlar. Özellikle geçmişte Musk’ın kendileri aleyhinde attığı bir dizi adımları da hatırlatmaya başladılar;mesela Musk’la İngiltere’nin en faşist yaratığı arasındaki ilşkiyi: Elon Musk   202’de Twitter’ı satın aldıktan bir yıl sonra   en belirgin özelliği İslam düşmanlığı olan İngiltere’nin   önde gelen aşırı sağcısı ve hükümlü   Tommy Robinson olarak bilinen Stephen Yaxley-Lennon'ın hesabını aktif hale getirmişti. Pe ki Musk’ın hesaplarını aktif hale getirip de arada sırada Twetleştiği bu şahıs kimdi? Bu şahıs   İngiltere’de uzun müddet İslam karşıtı kampanya yürüten kendini bilmez insan müsveddesi bir yaratıktı. İngiltere’de faşist bir parti olan  İngiliz Ulusal Partisi’nin BNP) üyesiydi. 2 005 ile 2019 yılları arasında dört kez hapis yattı ve 2013 yılında bir arkadaşının pasaportunu kullanarak Ameri...

Dünya’nın şekillenmesine yönelik tüm tez ve doktrinleri çöpe atın...

  Dünya’nın şekillenmesine yönelik tüm tez ve doktrinleri çöpe atın... 19. Yüzyıl’da dünya devletleri bir dünya savaşına hazırlanırken savaşın maliyetinin getiresine oranını çok fazla hesap etme gereği duymamışlar ve bu nedenle savaşa giden basamakları olabildiğince hızlı tırmanmaya çalışmışlardı. Fetihçi politikanın halen geçerli olduğu 19. Yüzyıl dış politikasında devletlerin dış politikası anlayışı klasik sömürge çerçevesinde şekillenmekteydi. O nedenle savaşların hedefi sömürülecek toprakları bizzat kendi ordularıyla ele geçirmek olmuştu.   Ancak zaman geçtikçe devletler arası ekonomik ilişkilerin yaygınlaşmasıyla ve hatta ekonomilerinin iç içe geçmesiyle devletler 1.Dünya Savaşı’na kadar olan süreç zarfında mümkün mertebe savaşmaktan uzak durmayı tercih etmişlerdi. Hatta sonuç alamasa da 1871’de Bismarc’ın Fransa ile yapacağı savaşı engellemek adına elinden geleni yapması bunun bir göstergesiydi. Gerek Bismarc’ın gerekse diğer devlet liderlerinin   yaşadıklar...

Yunanlılara göre Erdoğan ikili strateji izliyor..

  Yunanlılara göre Erdoğan ikili strateji izliyor.. Birkaç gün önce Yunanistan Hükümeti’nin sözcüsü Pavlos Marinakis“Türkiye ile görüşüyor olmamız aynı fikirde olduğumuz, dahası geri adım attığımız anlamına gelmiyor.” Diye bir açıklamaya yapmıştı. Açıkçası açıklamaları çok şaşırtıcı değil.  Yunanlılar gerek zaman zaman BM’nin gerekse Türkiye’nin sıklıkla önerdiği adaletli hiçbir çözüm önerisine sıcak bakamdılar zaten. Zamanın getirisine göre ılımlı yaklaşma sinyalleri verdilerse aslında bu sinyaller kendilerine yönelik zaman kazanma çabasından başka bir şey değildi. C. Başkanı Erdoğan’ın bir kez daha Yunanistan’a zeytin dalı uzatması onları şımarıklığa sevk etmiş olmalı ki adadaki askeri varlıklarını “kablo döşeme” bahanesiyle güçlendirmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin buna sessiz kalmaması karşısında da Türkiye’yi provokatörlükle suçlayıp BM’ye şikayet ediyorlar. Türkiye’nin İtalyan gemisinin işlevlerini takip amacıyla gönderdiği ve savaş gemilerinin yarattığı panik içleri...

Bolivya’daki darbe girişiminde Amerika izleri..

  Bolivya’daki darbe girişiminde Amerika izleri.. Bolivya'nın başkenti La Paz'da Başkanlık Sarayı General Zuniga liderliğindeki bir gurup asker tarafından basılmış ve Murillo Meydanı ele geçirildikten sonra General Zuniga, "Bu vatanı kurtaracağız, gerçek demokrasiyi yeniden kurmayı amaçlıyoruz” şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Tabi teker teker yapacaklarını sıralarken yapacaklarının ilk sırasında siyasi mahkumların serbest bırakılması vardı. Ancak bu darbe girişimi , ordunun   ve güvenlik güçlerinin desteklememesi ve demokrasiyi savunmak için sokaklara çıkan halkın tepkisi nedeniyle yalnızca üç saat sürdü.(Bu yönüyle bizdeki 15 Temmuz Hain kalkışmayla benzerlik gösteriyor) Bu darbe girişiminin ve başarısızlığın, bizim 15 Temmuz darbe girişimine olan benzerliği sadece şeklen değildi;arkasındaki görünmeyen güç de benzerdi. Yani bu ülkedeki darbe girişiminin arkasında da yine Amerika vardı. Hoş; Amerika son 15 yılda hiçbir ülkede amacına ulaşan bir darbe girişiminde...

Fransa’nın, sömürgelerini ayakta tutma çabası..

  Fransa’nın, sömürgelerini ayakta tutma çabası.. Batı’nın 17. Yüzyıldan itibaren başlattığı sömürgecilik faaliyetlerinin halen devam ettiğine şaşmamak lazım. Sömürgeciliğin versiyonları her yüzyılda yeni boyutta kendini günceller. Ve Batılı devletler direk veya dolaylı olarak elde ettikleri sömürge gelirleriyle ayakta dururlar. Tabi bu tür konular hakkında bilgi sahibi olmayanların ülkesini Batılı ülkelerle kıyaslayıp kendi ülkelerini yerin dibine sokma çabaları çok anormal bir durum değil ama kendileri açısından maalesef trajik bir durum.   Bu “trajiklerin” Cumhur Başkanı Erdoğan’ın Ruanda ziyaretini dalga konusu yapmaya kalkmalarından ve akıllarınca “bir Ruanda eksikti!” diye küçümsemelerinden bu zihniyetin Türkiye’nin son 86 yılını nasıl heba ettiklerini daha net anlıyoruz. Tabi bu zihniyet(siz)ten   bir dış politika değerlendirmesinde kendilerini direk veya dolaylı fonlayan emperyalistlerin yaptıklarını eleştirmelerini beklemiyoruz. Biz Macron’a dönelim.. G...

Peki, Batı'nın sokak köpekleri Ne alemde?

  Peki, Batı'nın sokak köpekleri Ne alemde? Ülkemizde toplumu ilgilendiren her mesele siyasetin bir parçası olmaktan kurtulamıyor. Siyasete konu olan son mesele de sokak köpekleri.. Bu günlerde Meclis gündeminde. Meclis’ten çok sosyal medyanın ana gündemi olan bu sorunda “zıt talepler” birbirleriyle yarışıyor adeta. Meclis’te bu konu tartışılırken kimi vekiller uyutulmaya karşı çıkıyor kimi vekiller de belirli bir süre sonrasında uyutulmanın gerekliliğini savunuyor. Bazı vekiller de   “bu sorunu kimin yarattığını bulma” peşinde. Sorunu kimin yarattığı önemli mi bilmiyorum ama medeni ülkelerde kimin yarattığından çok nasıl bir çözüme kavuşturulduğunun önemli olduğundan eminim. Sorunu kimin yarattığının peşine düşütümüzde MÖ 10000’lerde hayvanların evcilleştirilerek yerleşik yaşama geçilen tarihe kadar gitmek lazım, ki buna hiç gerek yok.. Sorunun kaynağının bir defa insan olduğunun farkına varmamamız lazım. Çünkü bizler     insan-merkezci anlayıştan hareke...