Kayıtlar

Eskinin ilkel siyaseti Türkiye’nin yenisinde kabul görmeyecek gibi..

  Eskinin ilkel siyaseti Türkiye’nin yenisinde kabul görmeyecek gibi.. Seçime az bir zaman kaldı. Ve kalan zamanda cumhurbaşkanı seçimini kimlik ve inanç ayrışması üzerinden planlı bir süreçle yönetme eğilimi beni oldukça endişelendiriyor. 1980 sonrası “neo-liberal süreçte” meydana gelen gelişmeler dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kimlikler üzerinden siyaseti inşa etme girişimlerinin ağır sonuçlarına şahit olduk. O dönemlerde topluma farklı bakış açıları sunamayan sığ siyaset, kendini fark ettirme çabası bağlamında farklılaşma referansı olarak kimlik siyasetini tercih etmişti. Bu referansa sarılmaları, kendilerini başkalarından ayırt edip dikkat çekmek istemenin   ve hatta daha da ileri düzeyde   Histrionik kişilik bozukluğunun bir sonucuydu. Ancak bu söylediğim husus sadece siyaset ve siyasetçi için geçerliydi. Esasında toplumda ciddi anlamda bir “ötekileşen kesim” sorunu vardı ama bu sorun hiçbir zaman samimi olarak siyasetin derdi olmadı;gündeminde hiç olmad...

Üçüncü Dünya Savaşı’na Giden Süreçteki En Önemli Gelişme:Finlandiya’nın NATO Üyeliği

  Üçüncü Dünya Savaşı’na Giden Süreçteki En Önemli Gelişme:Finlandiya’nın NATO Üyeliği.. 1.Dünya Savaşı’nın olgunlaşma süreci yaklaşık 100 yıl sürdü. 1871'de Prusya ve diğer küçük Alman devletçiklerinin Otto von Bismarck'ın çabalarıyla birleşmesi ve İngiltere’ye rakip olarak çıkmasıyla savaşa giden sürecin yapı taşları oluşmaya başlamıştı. Aslında 2.Dünya Savaşının olgunlaşma süreci de bilinenin aksine 1918 sonrası değil yine aynı tarihlerde başlamıştı. Şimdi üçüncü bir dünya savaşı, savaş uzmanlarınca dile getirilmektedir. Ancak muhtemel bir genel savaşın hemen yakın zamanda başlayacağını ön görenler biraz savaş çığırtkanlığı yapanlar gibi geliyor bana. Tabiki 1945’den bu yana geçen 78 yıllık süreç az bir süreç değil ama halen genel bir dünya savaş için yeterli gerekçeler ve yerli yerine oturan bloklaşmalar mevcut değil;en azından bu günlere kadar değildi.. Özellikle bu gün savaşa giden sürecin en önemli yapı taşı yerine oturtuldu;Finlandiya NATO’nun 31.üyesi olarak ba...

Muhalefet Partileri Demokrasinin Olmazsa Olmazıdır;Ama..

  Muhalefet Partileri Demokrasinin Olmazsa Olmazıdır;Ama.. Siyasetin doğası çok karmaşıktır,tek bir tanımla yola çıkıp bir yargıya varamazsınız. Mesela ülkemizde siyaset deyince “yalanı çok,doğrusu az” olan bir etki alanı olarak kabul görmüştür. Bu şekilde kabul görmesi “siyasetin” suçu değil, siyasetçinin suçudur. Hepimiz şunu çok iyi biliriz ki, siyasi partiler iktidara egemen olmak için mücadele ederler. Toplumu ikna kabiliyetleri, söyledikleri   çokça “yalanların” inandırıcılığında değil, iktidardayken icraatlarıyla, muhalefetteyken belediyeleriyle icraata geçirilmiş “azca” doğrularıyla ölçülür. Fakat ülkemizde hatta dünya devletlerinde yapılan, bunun tam tersidir. Gelişmiş yalan söyleme tekniklerinin özel dersini almışçasına gördüğü her kalabalığa “üfüren” ve sonra da o kalabalıkları büyüten yayın organlarına göre kendine yol çizen siyasetçi zaten er ya da geç seçim döneminde acı gerçeklerle yüzleşmiştir ve yüzleşecektir de..   Eskisi gibi sermaye sahipleri...

Batı’nın Kâbusu: 2023 Türkiye’si

  Batı’nın Kâbusu: 2023 Türkiye’si Her şey ve   Batı için her kâbus 14 Mayıs 2013’te başladı. Bu tarih; Türkiye’nin 1881’de Duyun-u Umumiye ‘nin kurulmasından bu yana ödeyemediği ama devamlı aldığı dış borçlarının son taksidini 21.Yüzyıln Duyun-u Umumiyesi olan IMF’e ödediği ve böylelikle ayağındaki prangalarından kurtulduğu dönem olması yönüyle bence bir dönüm noktasıdır. Ve bu tarih; Batı tarafından ön görülmese de Türkiye’nin Batı’nın kâbusu olacağı dönemlerin başlangıcıdır. 2013’ün 14 Mayıs’ına kadar yardım programlarıyla desteklenen Türkiye’nin bu yardımlar karşılığında nasıl bir ekonomik ve politik baskıya maruz kaldığını okuyan araştıran herkes az çok bilir ve Türkiye’nin kendi geleceğine kendisinin karar vermesinin o günün şartlarında pek de mümkün olmadığını da..  Ama bu tarihten itibaren artık Türkiye ve Türk halkı kendi geleceğine kendisi karar verecek ve bunu içte ve dışta ardı ardına attığı “bağımsız hareket etme ”adımlarıyla tüm dünyaya göstere...

Emperyallerin kâbusu:Sömürülen Ülkelerin “Kendi Kaynaklarını Millileştirme” politikaları

  Emperyallerin Kâbusu:Sömürülen Ülkelerin “Kendi Kaynaklarını Millileştirme” Politikaları.. Tarihte gelişmemiş ve gelişmekte olan her ülke, dünyanın “süper güçleri” tarafından sıkı markaja tabi tutulmuştur. Markajın gerekçesi çok basittir; o ülkelerde çıkan enerji kaynaklarının millîleştirilme girişimine engel olmak.. Bu “millileştirme” hadisesi emperyal güçler için hegemonyaları altındaki devletleri   kaybetme anlamına geleceğinden onlar açısından kâbustan farksızdır. İran'da Musaddık’ın yapmak istedikleri ile kendisine yapılanlar günümüz Türkiye’sinde yaşananlardan en azından “amaçsal olarak” çok farklı değil. Fark;emperyallerin şu ana kadar Türkiye’nin “millileştirme politikasına” karşı verdikleri mücadelede başarılı olamamalarıdır. Türkiye’deki yaklaşan seçim çalışmalarına, Türkiye’den önce emperyalist güçlerin “start” vermesi bu başarısızlıklarının yol açtığı psikolojik travmadan kaynaklanıyor. Şimdi biraz İran’ın geçmişindeki başarısız millileştirme olayına bir ...

“Türkiye Cumhurbaşkanı diplomatik akrobasi yapıyor”

“ Türkiye Cumhurbaşkanı diplomatik akrobasi yapıyor ” Krizlerden Fırsatlar Doğuran Liderlik.. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın içi siyasette neredeyse her sorundan lehine sonuçlar çıkarma kabiliyetini sevenleri de sevmeyenleri de iyi bilir.  Yurt içindeki bu kabiliyetini, iç bedbahtlardan arındıktan sonra dış politikada göstermesi çok şaşırtıcı değil aslında. 15 Temmuz sonrası “iç” ve  “içerdeki dış miharklar”dan “arınma” sürecini belli oranda tamamlayan  Cumhurbaşkanı’nın, askeri güç unsurlarını belli bir olgunluğa getirdikten sonra dış siyasette adından söz ettirmesi bizim açımızdan beklenen, Batı için şaşırtıcı bir durum. Nitekim Fransız Le Monde gazetesinde yayınlanan bir makalede Erdoğan için “yakalanması zor ve enerjisi tükenmez bir lider” diye bahsettiğini okuduğumda “tükenmez ve yakalanamaz olduğunu yeni mi anladıız!”  diye söylenmeden duramadım tabi. Gazetenin yer verdiği yazıdaki en gurur verici cümle  “Türkiye Cumhurbaşkanı diplomatik akrobasi ...

Amerikan İstilası..

  “Uluslararası siyaset asla demokrasi veya insan hakları ile ilgili değildir. Bu, devletlerin çıkarlarıyla ilgilidir. Tarih dersinde size ne söylerlerse anlatsınlar bunu unutmayın." Amerikan İstilası.. NASA istediği   kadar dünyayı göktaşlarından korumak için müdahalede bulunsun; gezegen zaten ABD gibi bir göktaşının çarpma şiddetiyle sarsıntılar geçiriyor zaten. Dünyanın her yerinde askeri teçhizatla bulunan bu “haydut devlet”in amacı hiçbir zaman gezegende barışçıl bir düzeni sağlamak olmadı. Washington için   önemli olan tek şey, kendi egemenliğini acımasızca sürdürmesi oldu. Belirttiğim gibi dünyanın her yerinde askeri varlığıyla boy gösteren ABD olağan üstü teknolojiyle gezegeni esir almış durumda.   Örneğin;devasa büyüklükteki uçak gemisi USS Ronald Reagan, Güney Kore'nin doğu kıyısındaki Güney Kore savaş gemileriyle deniz manevraları yaparak Uzak Doğu coğrafyasından, Ukrayna-Rusya savaşını başlatarak Doğu Avrupa’dan, Yunanistan’da askeri ü...

Eko-Kolonyalist Sistem

Küresel İklim Krizi Eko-Kolonyalizm İçin bir Araçtır.. "Eko-Kolonyalist" Sistem Yeni moda sömürgecilikle tanışın: Eko-kolonyalizm. Bu kolonyalizmin özünde Afrika hükümetlerine fosil yakıt stoklarını yeraltında tutma baskısı var. Batılılar Afrika ülkelerine doğalgaz ve kömürü toprakta tutmaları için çağrıda bulunurken, Almanya'nın kendisi Güney Afrika'da   gizlice satın alıyor. AB Parlamentosu Uganda'da keşfedilen petrolü 1.500 kilometre uzaklıktaki Hint Okyanusu kıyılarına taşıyacak hazırlığı yapılmış boru hattının faaliyete geçmemesi için baskı yapıyor. Düşünün; 1,3 milyar Afrikalının neredeyse yarısının elektriğe erişimi yok Aslında bu tün bu kısıtlamalar Küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama bahanesiyle yapılıyor. Amacın ne olduğunu okuyan araştıran herkes bilir. 700 Milyon insanın aç kaldığı Afrika'daki petrol rezervlerinin 125 trilyon varil olduğu biliniyor ve doğalgazın 18 trilyon metreküp olduğu da söyleniyor Şimdi bakın; En büyü...

Rubicon Geçildiğinde Armegeddon Kaçınılmaz Olacak..

  Rubicon Geçildiğinde   Armegeddon   Kaçınılmaz Olacak.. Biden Putin’nin Nükleer Saldırı tehdidini “Kennedy ve Küba Füze Krizinden bu yana Armageddon ihtimaliyle karşı karşıya kalmamıştık” şeklinden değerlendirerek bir nevi dünyayı ateşe atabilme kabiliyetine ve vicdansızlığına sahibiz demek istemiş olabilir mi? Bizim genel olarak Melhâme-i Kübrâ   ya da Kıyamet Savaşı olarak bildiğimiz bu Armegeddon meselesi   mitolojilerde farklı anlatılarla yer alsa da son kertede     hepsinde “dünyanın sonu” anlamına geldiği muhakkak. Amerikalılarda "Rubicon'u geçmek" deyimi   vardır; geri dönüşü olmayan noktadan ileri gitmek anlamına gelir.Ve Sezar’a atıfta bulunulur: Jül Sezar'ın MÖ 10 Ocak 49 yılında o sırada generallerin orduları ile birlikte geçmelerinin yasak olduğu Rubicon nehrini geçmesi ve iç savaşı başlatması olayını ifade eder. Nehri geçen Sezar için savaş kaçınılmaz oldu. Yani bizim deyimimizle ok yaydan çıkmıştı. İşte Amerikalıların R...

2 EKİM...Batı'nın Gözünde Selahaddin Eyyubi

Resim
  2 EKİM...Batı'nın Gözünde Selahaddin Eyyubi ..   Ona Hilal Şövalyesi dediler ve Selahaddin , Haçlı Seferlerinin çalkantılı yıllarında İslami liderler arasında belirgin bir şahsiyetti . Bugün gibi bir günde , 2 Ekim 1187, Sultan Selahaddin, yaklaşık bir asırlık Batı yönetiminden sonra Kudüs'e gitti. Selahaddin; Eyyubi hanedanının (Mısır merkezli, Kürt kökenli bir Müslüman hanedanı) kurucusuydu; Mısır ve Suriye'nin ilk hükümdarıydı ve Müslüman dünyasını ebedi düşmana karşı birleştiren liderdi. 2. Haçlı Seferi’ne katılmış olan   Şövalyelerden Renaud de Châtillon'ın nefret uyandıran eşkıyalık hareketleri Selahaddin Eyyubi'yi çok kızdırmıştı. Kudüs Krallığı'na karşı harekete geçip bu istilacıları Filistin'den atmaya karar verdi. Mısır, Suriye, Ceziriye'ye haber gönderilip Haçlılar devletlerine özellikle Kudüs Krallığı'na karşı bir cihad yapmak için komutası altında birleşmelerini istediğini bildirdi. Bu ülkelerden çok sayıda süvari ve piyade g...

Kırmızı İbikli Küçük Tavuk

  Kırmızı İbikli Küçük Tavuk ABD ve İngiltere’de ilkokul çocuklarına okutulan Rus kökenli bir halk masalı var. İngiltere’de -hatta eğer doğruysa   Avrupa ülkesinde ve ABD'de okullarda zorunlu olarak okutuluyormuş- ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan "The Little Red Hen" kitabından alıntı yaparak bu masalı anlatayım: Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk varmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendi bulur,bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış.   Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediğinden arkadaşlarından yardım istemiş: - Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ? Ördek cevaplamış: - Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın. Domuz oradan seslenmiş: - Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım. Fare hemen atlamış: - Ben ...

“Çocukların Amerika Hakkındaki Tüm Gerçeğe İhtiyacı Var “

  “Çocukların Amerika Hakkındaki Tüm Gerçeğe İhtiyacı Var “                                                      The New York Times    “Çocukların Amerika Hakkındaki Tüm Gerçeğe İhtiyacı Var “   başlıklı bir yazıya yer vermiş. Bu yazıda “Devlet okulları çocukları Amerikalı yapmak içindir” benzeri onlarca uzun cümle var.   Asıl ilgimi çeken Amerika’da (Rüyalar ülkesi!) bir takım hatta bir çok kısıtlayıcı uygulamaların yasallaşmasına yönelik   eleştiriler.. Örneğin bir sivil toplum kuruluşu olan PEN America'ya göre, 36 eyaletteki yasama organları ırk, cinsiyet ve Amerikan tarihi hakkında öğretimi sınırlayacak 137 yasa tasarısı önermiş. Ayrıca Son iki yılda on dokuz sansür uygulaması yasalaşmış. Partiz...