Kayıtlar

Ders kitaplarında İsrail nefretini kaldıran Suudiler..

  Ders kitaplarında İsrail nefretini kaldıran Suudiler.. Muhammed bin Salman’ın Suudi Arabistan’ı bizleri yine şaşırtmadı.Terör devleti   İsrail’le normalleşme adımlarına hız verdi. Zaten 7 Ekim’den sadece birkaç hafta önce İsrailli yetkilileri ülkesinde şatafatlı şekilde ağırlamış ve onlarla beraber hareket etmek istediklerini adeta bir “yanaşma” edasıyla dile getirmişlerdi. İsrailli yetkililerin ve profesörlerin bulunduğu heyet günlerce Suudi toprağında empozyomlar düzenlemiş ve bu sempozyumlarda bir zamanlar bizde dile getirilen dinler arası diyaloğu empoze etmek için yoğun çaba sarf etmişlerdi. İslam Coğrafyasının iki önemli gücü olan İran ve Suudi Arabistan’ın Siyonistlerin emellerini gerçekleştirmede birer maşa durumuna gelmesi İslam dünyası açısından maalesef   utanç verici,dahası onur kırıcı bir şey. Sadece Siyonizm’in maşası ve “yalakası” olmakla kalmayan Suudi Arabistan Hristiyanların da kuklası olmak için çaba sarf ediyor. Yakın zamanda Papa’nın Riyad...

Savunma bütçelerindeki artış yeni bir dünya savaşının habercisi mi?

  Savunma bütçelerindeki artış yeni bir dünya savaşının habercisi mi? 1870 ve 1871’de İtalya ve Almanya siyasi birliklerini kurduklarında o dönemin dünya halkı yaklaşık 45 yıl sonra başlayacak Dünya Savaşını ilk adımının atıldığından habersizlerdi. Ancak Almanya Prusya Krallığı öncülüğünde siyasi birliğini tamamladığında fabrikaları ve makineleşmesi üstü düzeyde dünya siyasetinde önemli bir aktör olarak yerini almış ve makinelerin işletebileceği hammadde kaynakları için İngiliz sömürgelerine göz dikmişti. İşte bu başlangıç yaklaşık 50 yıl sonra yaşanacak dünya savaşının basamaklarının ilki olacaktı. O demin dünya halkı kendi dünyalarını yaşarken devletlerin gün be gün birbirlerine karşı “denge siyaseti gütmesi ve kendilerine uygun bloklarda yer almak için nasıl anlaşmalar yaptıklarından habersizlerdi; tıpkı günümüzde yaşanan devletlerarası bloklaşmadan habersiz olduğumuz gibi. Bu dönem bloklaşma ve siyasi gerginliğin 19.Yüzyılın bloklaşma sürecindeki farkı devletlerin veya pa...

“Türkiye ticari kısıtlama ile boş midemize yumruk attı..”

  “Türkiye ticari kısıtlama ile boş midemize yumruk attı..” Türkiye geçtiğimiz haftalarda İsrail’ ihracat kısıtlaması getirmişti. Bunun etkili olup olmaması konusunda tereddütlerim vardı ama İsrail medyasında halen gündemde tutulan “kısıtlama” görünen o   ki fazla can acıtmış. Dikkat ederseniz Türkiye’nin ihracat kısıtlamasında yer alan ürünlerin başında İnşaat sektörüne ait ürünler yer alıyor. Türkiye’nin ihracat kısıtlamasında İsrail’in inşaat sektöründeki ürün ihtiyaçlarını hedef alması rast gele yapılmış bir seçim değil.   Zira İsrail’de inşaat sektörü Filistinli iş gücü kaybı nedeniyle büyük darbe almıştı, üstüne Türk mallarının kısıtlanması da eklenince sektör can çekişmeye başladı ve onların deyimiyle Türkiye “boş mideye yumruk atmış” oldu. Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin İsrail’e çimento ihracatının %29 olduğunu düşünürseniz onların söylediği “boş mideye yumruk atma” içerlemelerinin anlamını anlarsınız. Hal böyleyse eğer-ki böyle- iktidardan beklentimiz “kısıtlam...

Türkiye Ruslar için basit bir domates üreticisiydi;peki şimdi?

  Türkiye Ruslar için basit bir domates üreticisiydi;peki şimdi? Rus medyasında çıkan bir yazı bir hayli dikkatimi çekti. Yazıda Rus halkının zihninde Türkiye “basit bir domates üreticisi ya da Rus turistler için vazgeçilmez bir   “tatil köyü” olduğuna dair küçümseyici düşünceler yer alırken, son dönemlerde Türkiye’deki silah sanayiindeki gelişmeler ve bu gelişmelere paralel olarak sahip olduğu özgüven nedeniyle o küçümseyici düşünceler yerini hayranlık duygularına bıraktığı yazıyordu. Yazı Amerika’nın F35’lerini bir çok ülke gibi Türkiye’nin de satın almak istediğini ancak bir çoklarının ikinci kez sipariş vermesine rağmen Türklerin bekletildiği ama Türklerin sırada beklemeye hiç de niyetlerinin olmadığı çünkü bu sınıftan bir savaş uçağı “yaratmak” için kollarını sıvadıklarını hatta çok yol kat ettikleri yer alıyordu. Türklerin bu yöndeki başarısının ilk kez test edildiği gelişmenin “Karabağ Savaşı” olduğu belirtilen yazıda on yıllarca sürecek savaş uçağı üretiminin Tür...

ABD Ortadoğu’nun güvenlik garantörlüğü rolünü daha da pekiştirdi.

  ABD Ortadoğu’nun güvenlik garantörlüğü rolünü daha da   pekiştirdi. Birkaç gün öncesine kadar başta bölgelerinin güvenlik şefi ABD’yi,ardından birbirlerini haberdar ederek bir “misilleme tiyatrosu” oynayan İsrail ve İran büyük oranda hedeflerine ulaşmış görünüyor. Ama tiyatroya kuşbakışı baktığımızda bu iki devletin hedefleri bölgesel düzeyde kalıyor;asıl küresel düzeyde hedefine ulaşan devlet tabiki ABD oldu. Ortadoğu’da İran’ın mezhepsel yayılmasından endişelenen Sunni Arap Devletlerinin mevcut durumunu   çok iyi kullanan Amerika’nın bu misilleme tiyatrosu”nun senaristi olması su götürmez bir gerçek. Dikkat ederseniz pek çok Arap devleti -açıkça kabul etmeden- İran'ın sözde saldırısına karşı İsrail’in kendini savunmasının meşruluğu konusunda hemfikir.Hatta o kadar ki Suudi Arabistan, Ürdün ve birkaç Arap Devleti İsrail’e istihbarat kolaylığında bile bulundu. İşte Amerika bu güçler arsındaki farklılıkları mümkün mertebe daha da ayrıştırarak Ortadoğu’nun ...

Bizdeki İhracat yaygarasını ve de önemsiz gösterilen “kısıtlama kararı”nı bir de İsraillilerden dinleyin..

   İhracat yaygarasını ve de önemsiz gösterilen “kısıtlama kararı”nı bir de İsraillilerden dinleyin.. Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracatı konusu özellikle mayalarında muhafazakarlık” yatanlar tarafından defalarca ve de haksızca yaygara ve siyasi malzeme konusu yapılmış ve bu “siyasi malzemeye”   ya da iddiayı çürütecek bir çok açıklama ve paylaşım yapılmış ama siyasi rant getirisi oldukça yüksek olduğu görülünce bu iddialara devam edilmişti. Bakalım sözüm ona   fahiş şekilde ihracat yapıldığı iddiayla ilgili o sözde ihraç mallarını ithal eden muhatabı yani İsrail’in bizatihi kendisi bunu nasıl değerlendiriyor. İsrail Globes gazetesi Türkiye’nin ihracat kısıtlaması kararını değerlendirirken bizdeki “yaygaracı tayfa”nın aksine ilginç bilgiler veriyor. Gazete “kendine güvenen uzman”(en azından çeviri böyle) başlıklı yazısında İsrail-Türkiye Ticaret Odası Başkanı Gad Shushan’nın değerlendirmesine yer vermiş. Ve İsrail’deki ithalatçıların kısıtlamaya yönelik nasıl...

Amerika’nın yapay tehditi:İran

  Amerika’nın yapay tehditi:İran Ortadoğu devlet destekli uluslararası terörizmin “staj alanı” haline gelmiş durumda. Bu staj alanını en iyi değerlendiren iki ülke:İsrail ve İran. Bu iki devletin bir birleriyle sürtüşmesi sosyal medya videolarındaki, engel olduğu sürece birbirlerine havlayan köpeklerin engel kalkınca birbirlerini görmezlikten geldiği görüntülerin uluslararası alandaki   gerçekliğini yansıtıyor. İran’ın tarihten bu yana terörizmi   devamlı surette birtakım amaçları uğruna bir araç olarak kullandığını biliyoruz. Böyle bir devletten İslam dünyası adına bir adım beklemek hayalden öte cahillik derecesinde ir iyimserlik olur. İran’ın bu politikası Soğuk Savaş’ın “dehşet dengesi”nden itibaren çok daha fazla kendini hissettirir oldu. İran’ın varlığını terörizme bağlaması çok da garipsenecek bir durum değil.   Özellikle devriminden bu yana Türkiye’nin bölgesel güç olmasını engellemek adına PKK Terör Örgütü’ne verdiği desteği hepimiz biliyoruz. Son yıl...

Kaybedilişte emekli ya da ekonomi tek faktör mü?

Kaybedilişte emekli ya da ekonomi tek faktör mü? İlginçtir daha 1 yıl önce Ak Parti onca ekonomik zorluğa rağmen sandıktan birinci parti olarak çıkmış ve Sayın Erdoğan bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilmişti.   Peki aradan sadece 1 yıl gibi bir süre geçmişken seçmenin bu belirgin dönüşünün sebebi neydi? İşte bu soruya herkes kendince bir takım cevaplar verirken eli kalem tutanlar da tek faktörlü etkenler üzerinden bir takım analizler yapmaya başladı ve analizlerin genel olarak altını çizdiği cümleler “tencerenin hükümet devirdiği”ydi. Oysa mesele sadece ekonomik nedenler olsaydı bir yıl önce durum Ak Parti lehine çok daha vahim olmalıydı. Çünkü genel itibariyle piyasa bu günkünden çok daha iyi değildi ve o dönemde asgari ücretliye bugünkü zamlar yapılmamış ve emekliye yönelik –yetersiz de olsa- bugünkü iyileştirmelere gidilmemişti.. O halde tek belirleyici etken ekonomi ya da aday seçimi değildi. Buna kısaca değineceğim ama genel seçimlerin Ak Parti tarafından kazanılmasındaki ...

..Oysa Putin ‘in geleceği için ne kehanetlerde bulanmışlardı!

  ..Oysa Putin ‘in geleceği için ne kehanetlerde bulunmuşlardı! Siyasette işinize yarayacak bir çok şeyin doğru olmasını dilersiniz.Ama dilemek o dilediğiniz şeyi “doğru” yapmaya yetmiyor. Bu iç siyasette de dış siyasette de geçerli bir kuram. Bu arada konum iç siyaset değil. Ama yine de yukarıda söylediklerimden ‘iç siyaset de kendine pay çıkarsın!’ derim..Konum Putin.. Yıllarca Rus Devlet Başkanı hakkında komplo teoriler ileri sürüldü.Hatta bu komplo teorilerine kendini kaptıran o kadar geniş bir “Avrupa kitlesi” oldu ki onu sosyal medyada devirmeye bile kalktılar.  Neler söylemediler ki savaşın başlamasından bu yana: “Günleri sayılı” dendi, Oligarklar tarafından bir saray darbesiyle” indirileceği söylendi,Batı yaptırımlarının Putin’e nefes aldırmayacağı dile getirildi defalarca,hatta Putin’in başbakanlığını yapmış olan ve şuanda sürgünde olan Mikhail Kasyanov bile 2022’de "Üç veya dört ay içinde çok önemli bir değişiklik olacağına inanıyorum" diyerek Putin’in etk...

Ambargocu AB ambargolarının kurbanı oldu.

Ambargocu AB ambargolarının kurbanı oldu. IMF!' göre Rus ekonomisi 2.1 büyüyecek. Nasıl oluyor bu? Çünkü Rusya ambargoları akıllıca delmeyi başardı. Mesela üçüncü ülkeler (ki Türkiye de bunlardan diri)üzerinden mal sağlamayı başardı."Gölge tanker filosunu “kullanarak Petrol ihracatını azaltmadı. Ambargo uygulanan Rusya değil uygulayan ve Rus enerjisine bağımlı olan Almanya gibi devletler ekonomik sıkıntıya düştü. Almanya’da 2024'te sıfır büyüme gerçekleşti. Daha doğrusu hiçbir şey gerçekleşmedi. 2023'te sadece yüzde 0,3'tü. Uzmanlara göre diğer büyük AB ekonomileri İtalya ve Fransa da 2024'te zayıf kalacak ve AB para politikasının sıkı kalması, ekonomik aktiviteyi ve en ağır darbe alan işletmelerin toparlanmasını sınırlaması nedeniyle büyüme yüzde 0,5'i geçmeyecek. Bırakın enerji ithal edememeyi ellerindeki malı onlar açısından “büyük Pazar” olan Rusya’ya satamadılar. Bir yetkili “ AB ülkelerinin Rusya'ya ihracatının, özel askeri operasyonu...

Fransa’nın Macron’u Napolyon olma hayalindeyse..

  Fransa’nın Macron’u Napolyon olma hayalindeyse.. Son zamanlarda Fransa ve Almanya adeta “yürek yemiş”ler gibi.. “Yürek yemişler” diyorum çünkü Rusya’ya yönelik adeta “savaşa hazırız” mesajları vermeye başladılar. Putin’in tavrı net: “Herhangi bir askeri sevkiyat olursa vururuz.” Evet bu kadar basit. Ama bu devletler ve dahi NATO yürek yemeden önce Rus savaş tarihini ve coğrafyasını inceleseler fena olmaz. Hoş eminim generaller çoktan incelemeye almışlardır. Hiç olmazsa   Rusya işgali öncesi generallerine düşmanlarının "flora ve faunasını" incelemelerini emreden Napolyon’u örnek alsalar,acemice bir çakma Napolyon hevesine yeltenmeyecekler. Modern dönemin Napolyon’u olmaya hevesli   Macron’un Napolyon “taklidi” bile kendi tarihinden bihaber olduğunu gösteriyor. Macron 19.Yüzyılın başlarında  Napolyon savaşlar dizisinde dönüm noktası olacak olan Wagram veya Austerlitz   savaşlarında olduğu   gibi kahramanlık göstermek istiyor olabilir ama istem...

İnsanın kendi kendini yok etme merakı..

  İnsanın kendi kendini yok etme merakı.. Batı uygarlığı Ortaçağ'a tam anlamıyla geri döndü. ortaçağın kanunsuzluğuna, zulmüne ve bağnazlığına. Ne kölelik kalktı, ne Haçlı Seferleri ne de Engizisyonlar. Sadece maske değiştirdiler.. Ortaçağ’ın savaş hırsı bu gün de modern teknolojilerle devam ediyor. Herkesin herkese karşı harcadığı çaba “barışa katkı” olarak sunuluyor. Her alanda kendini gösteren küresel çılgınlık Ortaçağ’ın “yağma”larının modern versiyonundan öteye gitmiyor.   Zulmün ve kanunsuzluğun bireysel yaşandığı Ortaçağ’dan günümüz yüzyılınıın farkı bu kanunsuzluğun devletler düzeyinde yaşanması.. Devletlerin “uygar” yöneticileri, atalarının barbar geleneklerini sürdürmekken hiç de utanç duymuyorlar. Her yeni yüzyıl Ortaçağ’ın geleneksel zihniyetine daha da fazla yaklaştırıyor devletleri. Mesela modern yüzyılın sosyal eşitsizliği insanları serfliğe, modern tüketim aracı olan kredi kartları da insanları kapitalizmin köleliğine mahkum etmiyor mu? Yine 16.yüzyıl...

Amerika’nın “Hristiyan Milliyetçileri”

  Amerika’nın “Hristiyan Milliyetçileri” Amerika’da Trump taraftarlarının sayısı gittikçe artıyor. Tabi bu artışta Trump’ın keyifle “mağdurlara” oynamasının etkisi çok fazla. Son olarak dolandırıcılık gibi etik dışı bir suçtan aldığı cezayı bile siyaseten kendi lehine çevirmedeki becerikliliğini görüyoruz. Geçmişte James Monroe’nun “Amerika Amerikalılarındır” savının günümüz Amerika’sındaki savunucusu olan Trump’ı Monroe’dan ayıran en belirgin özelliği ise Amerika’da yaşayan göçmenlere   yaşam hakkı tanımamasıdır. Çünkü Monreo bu savını sadece uluslararası arenada uygulamaya çalışmıştı,Trump ise bunu ülkesinde yaşayan ve   Amerikalı olmayan herkes için uygulamaya koyma yolunda. Gittikçe radikalleşen Trump’çıların en büyük dilekleri olan Amerika’yı Hristiyan ulus yapma heveslerine bakılırsa, mesele sadece göçmenlerden kurtulmayla sınırlı değil. Son zamanlarda sıkça ABD Anayasası’nın Hristiyanlıktan bahsetmemesini eleştiren söylemlerin altında yatan da bu hevesleridir...