Kayıtlar

Trump’ın Stratejik Başarısızlığı

  Trump’ı hicvetmeyi Neyzen Tevfik’ e bıraksaydık muhtemelen “sçtı Trump bez getir, cıvık sıçtı tez getir” şeklinde bir hiciv cümlesi kurardı. Trump’ın Stratejik Başarısızlığı 40 gün savaşı olarak da anımsayacağımız(tabi şimdilik) bu savaşın bize, ama özellikle askeri teknolojinin alasına ve devasa bütçe imkanlarına sahip olan Amerika’ya öğrettiği en önemli şey, tüm bunların bölgesel gerçeklikler ve vatanlarına aidiyet duygusu besleyenler karşısında nasıl hüsrana uğradığıdır. Rejim değişikliği ve nükleer programın tamamen durdurulması hedefiyle çıkılan yolda “Hürmüz”ün derinliklerine saplanıp kalan bu devasa bütçeli devlet -ve dahi uşağı İsrail –hem stratejik çıkmaza girdi hem de süper güç özelliğini kaybetti. Trump’ın üst perdeden ürettiği saçmalıkları onu ancak savaşın başladığı 28 Şubat öncesi orijinal konumuna geri dürdürmeye yetti. Savaş öncesi statükoya dönülmesi demek devamlı surette üst perdeden tehditler savuran ve hedeflerine yönelik çıtayı her geçen gün yükselt...

“Dil” deyip geçmeyin..

  “Dil” deyip geçmeyin.. Sadece günümüz görsel ve işitsel medya döneminde değil   antik çağlardan bu yana savaş sadece savaş meydanlarında yaşanmaz; zihinlerde, kelimelerde ve günümüzde de medyada da yaşanır. Modern çağ öncesi dönemlerde bilge diyebileceğimiz liderler zihinlerde yaşanan savaşların ilk olarak yine zihinlerde galip gelmesi gerektiğini iyi kavramışlardır. Günümüz modern deyimiyle kamuoyunun desteğini almadan bir savaşa girmenin   çok da akıllıca olmayacağını taa o dönemlerde bile kavramışlardır. Mesela bizim tarihimizde Yavuz Sultan Selim İran(Safevi)   Seferi’ne çıkmaya karar verdiğinde bunu uzun zaman erteleme gereği duymuştu. Zira kamuoyunun temsilcisi konumunda olan Şeyh-ül İslam’dan bu savaşa yönelik olumlu bir fetva çıkmamıştı. Neticede Müslümanın Müslüman’a savaşı olacaktı bu savaş. Ve yapılacak   bu savaşın toplumu huzursuz eden yanı vardı. Yavuz Sultan Selim uzun süre Sevilerin Osmanlı aleyhine gelişimlerini ispatlamak zorunda kalmı...
  Birileri Trump’a Amerika’nın 1980’deki “destansı başarısızlığını” hatırlatmalı .. Trump İran savaşındaki gidişattan dolayı bir hayli stresli günler yaşıyor. Bu stresi bazen çelişkili ifadelerinden bazen de seçmene gösterdiği orta parmaktan anlayabiliyoruz. Savaş bir türlü istediği düzlemde ilerlemiyor; ilerlemediği gibi “yok ettik” dediği ne varsa daha güçlü daha donanımlı şekilde karşısına çıkıyor. Tabi bir şekilde   bu işten kazançlı çıkmayı başarmak zorunda hissediyor kendini..Bu noktada yine ayı hatayı yapıp kendisini savaşa sürükleyen Netanyahu ve Amerika’da onun uzantısı güçlerle dirsek temasını sürdürüp onların telkinleriyle hareket ediyor. Kendisine akıl verecek olan ve bu coğrafyayı ve de tarihini çok iyi bilen uzmanları   yanından uzaklaştırdığı yetmiyormuş gibi onları aşağılayıp kendi bildiğini okumaya devam ediyor.. Oysa yanından uzaklaştırdığı veya kendisini eleştirenlere kulak asıyor olsaydı ülkesinin 1980’lerdeki küçük bir operasyonda dahi nasıl b...

Anglo-Sakson “Hoşgörüsü.”

  Sömürgecilik tarihi, sadece askeri güç ve ekonomik sömürüden ibaret değildir; aynı zamanda bu sömürgecilik sürecini meşrulaştıran devasa bir psikolojik ve “retorik kurgu” üzerine inşa edilmiştir. Bu tarz sömürgeciliğinin inşası ve uygulanışı Victoria dönemi Britanya’sının, ulaştığı devasa sınırlarından hızla geri çekilmeye başlamasından ve en nihayetinde dünyanın alacaklı ülkesinin en borçlu ülkesi haline gelip yerini Amerika’ya bırakmasına kadar geçen süreçte devam etti;bu inşa sürecinde de Rudyard Kipling’in şiirinde geçen “Beyaz adamın yükü” gibi   mağdura oynayan bir efendi edasıyla hem sömürgesi Amerikan kolonilerindeki halka hem de dünyanın geri kalan halklarına   sözüm ona medeniyet, hukuk ve ticaret" getiren bir "ebeveyn"rolünde olduğunu ve bu nedenle yüklerinin her devletten çok daha ağır olduğunu gayet güzel şekilde zihinlere işlediler. İngilizlerin bu sömürge faaliyetlerindeki temel hedef, krallara, halkın gelenek ve göreneklerine sözüm ona dokunmuyor gi...

Netanyahu: ”..Biz bal prosuğuyuz..”

  İsrailli bir yetkili Amerika ve İsrail’in İran’la olan mücadelesini tarif ederken “Bir elimizle rejimin boğazını zorla kavrıyoruz. Diğer elimizle de boğazı beklenmedik bir şekilde, tekrar tekrar, ta ki bağlantı kopana kadar sallıyoruz.” Cümlelerini kuruyor. Ama ne hikmetse “rejim” dedikleri yapının (ki rejim ifadesi tamamen Amerika menşeli propaganda tanımlamasıdır) boğazını aylardır sıkmalarına (12 Gün Savaşları ve yıllarca süregelen yaptırımlardan bu yana) rağmen nefes yollarını tıkama kabiliyetinden yoksun olduklarını halen anlamamışlar. İran’ın nefes borusu olan ticari güzergahına yapılan her türlü baskı ve her türlü hileli saldırı dahi nefessiz kalmalarını sağlayamadı. İsrailli yetkili bu tanımlamayı yaparken, sığınıklarda veya bodrum katlarında sağlıksız bir nefes alışverişinin tedirginliğiyle yaptığının farkında değil. Dahası; mühimmatlarının yüzde 150’sini   kullanma ihtiyacını duyduklarını, silah ekonomisini karmaşık yapısı içinde depresyonda olduklarının da f...

Trump’ı Savaşa Sürükleyen Hegemonya

  Yahudi ve evanjelik sapkınlığında “Üçüncü tapınağın inşası” kehanetinin gerçekleşmesi önemli yer tutar. Birincisi Hz. Süleyman tarafından M.Ö. 10. yüzyılda inşa edildi ama   M.Ö. 586’da Babilliler tarafından yıkıldı. İkincisi M.Ö. 516’da inşa edildi ama o da   M.S. 70’te Romalılar tarafından yıkıldı. Bu sapkınlara göre üçüncüsünün inşası Meshi’in yer yüzüne gelişiyle gerçekleşecek ve İsrail halkının kurtuluşunun habercisi olacak. Ben genelde dinlerin mitolojik anlatımlarla basitleştirildiğini,insan zihnini körelttiğini ve insana dar bir bakış açısı kazandırdığını düşünenlerdenim. Benim kendi çapımdaki haklılığımın delili de bence bu yaratıkların -21.yüzyılın ortalarında yaklaştığımız bu dönemde bile-   mitolojik ve teolojik sapkınlığıdır. İşte bu sapıkların dünyanın süper gücünün başında karar alıcılar olarak görüldüğü bir döemde “kıymet savaşı” veya “savaşları”nın yaşanması kaçınılmaz olabilir;ama bu savaşlar hiç de öyle bel bağladıkları kehanetler gibi...

Savaş, Körfez’e Amerika için sadece petrol pompası olmaktan kurtulma fırsatı sunuyor

  Savaş, Körfez’e Amerika için sadece petrol pompası olmaktan kurtulma fırsatı sunuyor Ortadoğu’nun “bereketsiz” toprakları üzerinde gökdelenler dikip sınırsız enerji hatlarıyla bir avuç zümrenin karnını doyuran Körfez’in denge politikası, Amerikan şemsiyesinin tellerinin kopup kendilerine saplanmasıyla çatırdamaya baladı. Ülke kaynaklarını on yıllardır kendi çıkarları için kullanan beyaz fistanlılar kendi güvenliklerini tek bir noktadan temin ediyordu: Amerikan şemsiyesinde.. Bu şemsiye İran’la yapılan savaşın estirdiği rüzgara karşı dayanıksız çıktığında da beyaz fistanlı satılmışların ağlama sesleri kimsenin umurunda olmadı; ve Amerika ile kurulan petrol karşılığı güvenlik denkleminin nasıl çözümsüz bir denklem olduğunu İran füzeleri onlara anlayacakları dilden anlatıp hatırlatıverdi.   Ve İran füzeleri bu zümreye “aldatılmışlık” hissinden ziyade “gerçekle yüzleşme” şansı da tanıdı aslında. Bu zümre ne bekliyordu ki? Dünya’da devriye gezmekten yorulan dünyanın jan...

Filistinlileri İsrail Gazze’de, Avrupa kendi topraklarında öldürdü..

  Filistinlileri İsrail Gazze’de, Avrupa kendi topraklarında öldürdü.. Teolojik sapıkların Gazze’de neler yaptığını hepimizi biliyor ve yaptıklarına şahit oluyoruz. Zaman zaman Avrupa’da bu teolojik sapıklara karşı cılız sesler yükselince “Avrupa uyanıyor” umuduna kapılıyoruz. Aslında o sapıkların o toprakların bizzat kalbinde bu katliamları gerçekleştirirken Avrupa’nın da vaktiyle kendi topraklarında gerçekleştirdiğini hatırlamamızda fayda var. Tarihler 1972’yi gösterdiğinde Avrupa’nın bir çok noktasında Filistinliler Fransız, Alman veya İngiliz istihbaratının MOSSAD’la yaptığı operasyonlarla bir çok Filistinli entelektüel suikasta kurban gitmişti. O dönemde 1972 Münih Olimpiyatları vardı ve bir gurup Filistinli İsrailli sporların bulunduğu oteli basıp iki İsrailli sporcuyu öldürmüş, 9 İsrailli sporcu ve antrenör rehin almış ve rehinelerin İsrail hapishanelerindeki 234 Filistinli mahkûmun serbest bırakılması halinde serbest kalacağını duyurmuşlardı. Alman polisi rehine kr...

İran’da rejim bir “Hidra”dır; çökertilmesi zordur..

  İran’da rejim bir “Hidra”dır,bu nedenle çökertilmesi zordur.. Amerika ve İsrail’in son zorbalıklarından sonra siyaset ve toplum bilimcileri işimdi İran’daki rejimin dayanıklılığı üzerine kafa yormaya başladılar. Monarşinin yıkılışı 1979’dan bu yana bir çok badire atlatan İran rejimi tarihinin en büyük saldırısına uğradı ve uyaramaya devam ediyor bu yıl. “Düşman” olarak nitelendirdikleri Amerika ve İsrail’in, halkı rejime karşı alenen ayaklandırma çağrılarından tutun her türlü ahlaksız ve kural dışı saldırılarına rağmen amaçlarına bir adım dahi yaklaşamamaları, hatta tam tersi bir tepkiyle karşılaşmaları gerçekten de bilimsel, sosyolojik ve hatta psikolojik olarak incelenmesi gereken bir olgu. Aslında bir çoğumuzun merak edip araştırdığında karşılaştığı iki yapı vardır İran’da:Artesh denilen ordu ve de savaşsız ortamda rejimi korumakla görevli Devrim Muhafızları. İran rejimi için Devrim muhafızları öncelikli sırada yer alır. Devasa yatırımlarla beslenir bu yapı. Öyle ki; p...

Bir İmposter Sendromu örneği: Trump

  Bir İmposter Sendromu örneği: Trump Terkçe karşılığı “ Sahtekârlık sendromu ” olan bu sendromu duyanınız vardır. Malum,ilim ve bilim insanları her kötülüğün bilimsel karşılığını bulmada mahirdir. İnsanın yaratılışından itibaren kodlarında olan ama bu kodların kendi dijital kasasını açmak için   kullanılıp kullanılmayacağı da insana bağlı olan bazı kötü huylar çoğu zaman dibine kadar kullanılmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sahtekarlık kodlarına devamlı surette baş vuran ve bu sendromun bireysel karşılığı olan Trump da önümüzde duran yegane örneklerden biridir. Narsisizme ve aşırı özgüvene sahip olan Trump’ın aslında olmayan başarılarını varmış gibi göstermesinin ve bir gün geldiğinde bu foyasının ortaya çıkacağı korkusunu yaşadığına eminim. Bir gün yetersizliğinin herkes tarafından anlaşılacağı korkusu bu sendroma sahip olanların karakteristik özelliğidir; ve sizi bilmem ama ben   Trup ’da bu sendromun bu karakteristik özelliğini görebiliyorum. Devamlı sure...

Yüzyılın vizyonu “Terörsüz Türkiye Projesi” ya hayata geçmeseydi?

  Yüzyılın vizyonu “Terörsüz Türkiye Projesi”  ya hayata geçmeseydi? Daha önceki yazılarımda "Terörsüz Türkiye” hedefinin yalnızca bir güvenlik politikası olmadığını; aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini belirleyecek tarihi bir vizyon olduğunu defaatle yazmıştım. İşte dünyanın geldiği   nokta bu tarihi vizyonun ne denli isabetli olduğunu bize gösterdi. Dün hayal ya da komplo teorisi dediğimizin bu gün net bir gerçeklikle önümüzde durması bu tarihi vizyonunun haklılığını ve gerekliliğini kat kat arttırmış durumdadır.   Bu nedenle   bu projenin mimarlarından Sayın Devlet Bahçeli ve bu projeye sahip çıkan Sayın Cumhurbaşkanı bizlere bir kez daha vizyoner olduklarını göstermiş oldular; zaten vizyoner olmak, kimsenin “görmediği bir yarını” bugünden savunmaktır; ve yaşadığımız coğrafyanın bizlere yüklediği ağır şartların bilincindedir. Gerek on binlerce kilometre uzaklardan gelen tehditler gerekse birkaç bin kilometre uzaktan bize parmak sallayan teolojik sapkınl...

Trump Kontrolü kaybetti.

  Trump Kontrolü kaybetti. MOSSAD’ın önüne attığı     pedofili sapkınlarıyla   ağzına kadar dolu olan dosyanın motivasyonuyla hiç arzı etmediği şekilde İran harekatı için düğmeye basması onun açsından sonun başlangıcı olacak gibi;en azından şimdiki konjonktür bize bu izlenimi veriyor. 1 trilyon Dolar savaş bütçesine sahip olan Amerika’nın, 34 Milyar Dolar bütçesi olan İsrail’i de yanın alıp sadece 10 Milyar dolarlık bir savaş bütçesine sahip İran’ı, bu bütçelere ek olarak sahip oldukları olağanüstü teknolojik ve istihbarat   imkanlarına rağmen dize getiremedi ve 220 Milyon doları her gün çöpe attı ve atıyor. Uluslararası işlilerde temel ideolojisi “para”olan ve bu nedenle 1 Dolar dahi kayba tahammülü olmayan Trump’ın savaşın hemen öncesinde danışmanlarının İran’a birkaç günlük ömür biçip ardından bu süreyi iki haftaya çıkarması ve arında da 4 haftaya çıkarması eminim içini çok acıtmıştır. Bunun yanında İran’ın savaşı Amerikan üslerinin   bulunduğu ç...

Münih Güvenlik Raporu: Yıkım sürecine girdik

  Münih Güvenlik Raporu: Yıkım sürecine girdik Soğuk Savaş’tan sonra Amerika’nın kurduğu “liberal uluslararası düzen” galiba artık kurucusuna ihanet etmeye başladı.   Almanya Başbakanı küresel düzenin "artık mevcut olmadığını"  söylerken 2023’lerde “Avrupa, ABD ile müttefiktir ama vassal değildir ” diyen Macron’un Amerika’ya karşı mesafeli duruşları icraatlara yansımış durumda. Amerika ile stratejik müttefik olarak kalmaya devam etme fikrinde olan Meloni bile yavaş yavaş Macronu’un “üçüncü kutup Avrupa olmalıdır ”fikrine göz kırpmaya başladığını görüyoruz. Liberal düzenin kurucusu olan Amerika’nın, liberal düşüncelerin bir ürünü olan AB’nin bu tercihlerinden alınmasına hiç gerek yok;neticede kendi ürünü. Bu tercihe bir de Çin ziyaretlerini eklersek Amerikanvari liberal düzenin çat çat çatırdamaya başladığını görürüz. Buna Doların dünyanın rezerv parsı olma konumunu kaybetmeye başlaması da eklenirse   işte o zaman Dünyanın jandarmasının botlarının tabanlarında d...

Barışçıl Sloganlarla Gelip Gücün Kendisine Verdiği Yetkiyi Kullanan Liderler

  Barışçıl Sloganlarla Gelip Gücün Kendisine Verdiği Yetkiyi Kullanan Liderler “Barış” ve “müzakere” kavramlarını siyasi slogan olarak kullanmak siyasal söylemin/siyaseten popülerlik kazanmanın güçlü aracı olageldi siyasette. Ama albenisi olan bu sloganların her zaman da barışçıl sonuçlar doğurduğunu söylemek zor; hatta Özellikle Dünya tarihinin son 200 yılını baz aldığımızda bu sloganları kullananların genelde ya bir savaşa ya bir gaspa ya bir katliama ya da bir soykırıma imza attıklarını görüyoruz. Mesela 1930’larda Almanya için “barış”, “istikrar” sloganının yanında “Versailles’ın adaletsizliğinin düzeltilmesi” gibi adalet içerikli cümlelere çok sık yer vermiş olan Hitlerin Dünyayı getirdiği noktayı hepimiz biliyoruz;yine “istikrar ve toplumsal barış” sloganını kullanan Benito Mussollini’nin İtalyan halkına çektirdiklerini de Sovyetlerin ilk velideri Lenin’in “ekmek, barış ve toprak” sloganı sonrası “Kızıl terör”ünü estirmesi de meseleye örnek olarak gösterilebilir. Slob...

Avrupa’nın 80 yıllık “stratejik temebelliği”nin faturası ağır olacak..

  Avrupa’nın  80  yıllık “stratejik temebelliği”nin faturası ağır olacak.. “Avrupa Birliği, ekonomik, sosyal ve diplomatik alanlarda artık bir güç aracı değil, bir boyun eğme aracıdır” demişti Fransız tarihçi Benoît Bréville. Bu analiz   son dönem de Avrupa’nın geldiği noktanın özetidir aslında; Amerika’nın hegamonik gücü karşısında Avrupa’nın acizliğini dile getiren oldukça anlamlı bir analiz. Soğuk savaş döneminde akıllıca (kendi menfaatleri açısından) bir politika yürüten Amerika’nın gerçek hedefi asla Sovyetler olmamıştı. Sovyetler Birliği Amerika için Avrupa’yı askeri şemsiyesi altına almanın bir aracıydı sadece. Yaklaşık 80 yıllık bir politikanın meyvelerini toplayan Amerika,Trump öneminde   bu meyveleri soğuk hava deposundan çıkartıp Avrupa’nın gözüne sokmaya başladı. Bu Avrupa açısıdan oldukça dramatik bir durum. Soğuk Savaş döneminde parasız kalan Avrupa’ya Marshall Planı çerçevesinde sözüm ona yardım eli uzatan Amerika, o dönemde “Biz parayı or...