Kayıtlar

Trump ,Amerika’nın “İsrail’i koruma politikası oyunu”nda level atladı.

  Trump ,Amerika’nın “İsrail’i koruma politikası oyunu”nda level atladı. Trump Truth Social'da “İran anlaşması imzalanırken Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Bahreyn,bu Ülkelerin tamamının, eş zamanlı olarak, İbrahim Anlaşmaları'nı imzalamasının zorunlu olması gerek.” Mesajıyla İran’la olası bir anlaşmayı İsrail’in güvenliği şartına bağlamıştı.  Tabi Trump “yumuşak” mesajlarla tatmin olacak bir karakter değil. Bu nedenle hemen ardından “İbrahim Anlaşmaları süreci, Suudi Arabistan ve Katar'ın derhal imzalamasıyla başlamalı ve diğer herkes bunu takip etmelidir. Eğer takip etmezlerse, kötü niyet göstergesi olacağından bu Anlaşmanın bir parçası olmamalıdırlar.”   Şeklindeki mesajıyla da tehdit ederek karakterinin eksik yanını tamamlamış oldu. Bu gün de anlaşmayı imzalamasını istediği ülke liderleriyle görüştüğünü belirterek şu mesajı attı: “İran İslam Cumhuriyeti ile müzakereler gayet iyi gidiyor! Ya herkes için harika...

Savaşın Sessiz Silahı: Coğrafya

  Savaşın Sessiz Silahı: Coğrafya Biz özellikle 12 gün savaşlarında ve bu savaşın da ilk haftalarında İran’ın fabrikalarında üretilen füzelerini, İHA’larını   konuştuk, ancak esasen İran’ın asıl gücünün hiçbir fabrikada üretilmeyen bir noktadan geldiğini son haftalarda fark eder olduk:Coğrafya Yani Dünya İran'ın nükleer programını yakından izleyedursun, İran'ın coğrafyagibi   çok daha önemli ve etkili bir   stratejik kozunun varlığına hepimiz şahit olduk.. Ve Milyarlarca dolar savunma sistemleri onların bir savunma hattına dönüştürdükleri coğrafya kozu kadar etkili olmazdı ve olamadı da.. İran’ın coğrafyayı bir silaha dönüştürmesiyle Dünya devletleri küresel petrol arzının %13'ünden fazlasının ve sıvılaştırılmış doğal gaz akışının yaklaşık beşte birinin aniden kaybıyla mücadele etmek zorunda kaldı. İran bu stratejik kozunu son noktaya kadar kullanmayı düşünmedi aslında;ta ki dini liderleri Ayetullah Ali Hamaney'in 28 Şubat'taki saldırıda öldürülmesine kadar....

Amerika soğuk savaş sonrası uyduruk bir “Pasifist doktrin”le Avrupa’yı Pasifize etmişti..

  Amerika soğuk savaş sonrası uyduruk bir “Pasifist doktrin”le   Avrupa’yı Pasifize etmişti.. Avrupa Soğuk Savaş sonrasında Mahatma Gandhi’nin “pasif direnişini”   devlet politikası olarak   “Pasifist doktrin” adıyla uygulamaya çalıştı. Bu doktrinin ana parolası “savaşa hayır!” dı. Soğruk svaş sonrası özellikle Batı Avrupa’nın neredeyse tamamının “pasifist” eğilimde olduğunu biliyoruz. Bu eğilimin artmasında Amerika’nın bu devletleri NATO adı altında kendi “nükleer şemsiyesi” altında toplaması etkili oldu. Tabi o dönemde kamuoylarının savaş karşıtı eylemlerinin etkisini de göz önünde bulundurmak lazım. Bunu göz önünde bulunduruyorsak CIA’nın   bu toplumsal hareketlerdeki etkisini de göz önünde bulundurmamamız lazım. Çünkü CIA’nın o dönemde bu günleri öngörür gibi uzun vadeli politikalarından en önemlisi Avrupa’yı sözüm ona NATO güvencesiyle silahsızlandırıp Amerika’ya muhtaç hale getirme politikası veya çalışmasıdır. Neyse ki Avrupa’nın tamamı bu yemi yu...

Krizlerden güç devşiren Amerika Küba’dan ne istiyor?

  Krizlerden güç devşiren Amerika Küba’dan ne istiyor? Diplomasinin yerini tehditlere, diyalog masasının yerini ise ekonomik ablukalara bıraktığı bir dönemin tam ortasındayız.   Washington’un soğuk savaş yıllarından sonra rafa kaldırdığı Latin Amerika politikalarının yazıldığı eski defterler Trump döneminde raftan indirildi ve çok daha acımasız şekilde tekrar yazıldı. Trump her ne kadar gün aşırı İran’ı mağlup ettiklerini söylese de kendisi de acı bir mağlubiyet aldığının veya en hafif değerlendirmeyle harcamalarının karşılığını almadığının farkında. Bu nedenle bunun bir telafisi olması gerekiyordu ve tabi o da kolay lokma olarak görülen Küba en ideal bir telafi yöntemiydi. Trump göreve geldiğinden beri Küba’yı "Rusya, Çin ve İran gibi düşman aktörlerin ileri karakolu" olarak gördüğünü söylüyor ve   müdahaleyi olası bir gündem değişikliği için yedekte tutuyordu. Neticede Küba Amerika için “olağanüstü bir tehdit” içerecek kabiliyette değildi; tıpkı İran’ın Amerika iç...

Kravatlı Haçlı Hegseth’in “Amerikalı haçlı seferi”

  Kravatlı Haçlı   Hegseth’in “Amerikalı haçlı seferi” Kullandığım başlık, esasında bir kitabın adıydı: Amerikan Savaş Bakanı Pete Hegseth'in 2020 tarihli kitabının adı.. Şu ana kadar bu savaşın röntgenini defalarca çıkardık ve de çıkarmaya devam ediyoruz. Röntgenin yetmediği noktada tomografisine baktık ve her ikisi de aslında savaşın bir tarafı olan Amerika organizmasında, kendisini   insani değerlerden uzaklaştıran kanser hücresinin hızla yayıldığını bize gösterdi; bu kanser hücresinin çıkış noktasının savaş bakanı Hegseth olduğunu da .. Kontrolsüz büyümeyi siyaset olarak gören Hegseth’in, aslında Amerikan organizmasının temel taşlarını da yerinden oynattığını rahatlıkla görebiliyoruz. Bu nedenle Hesgeth’in bu organizmanın yapısıyla bu kadar fazla oynamasına izin veren Amerikan yönetiminin diğer üyeleri, bu aralar Hegseth’e açtıkları geniş alanı daraltma derdine düştüler. Onlar İran’la yapılacak mücadelenin sadece jeopolitik ve ekonomik çerçeveyle sınırlı kalacağ...

Trump’ın Stratejik Başarısızlığı

  Trump’ı hicvetmeyi Neyzen Tevfik’ e bıraksaydık muhtemelen “sçtı Trump bez getir, cıvık sıçtı tez getir” şeklinde bir hiciv cümlesi kurardı. Trump’ın Stratejik Başarısızlığı 40 gün savaşı olarak da anımsayacağımız(tabi şimdilik) bu savaşın bize, ama özellikle askeri teknolojinin alasına ve devasa bütçe imkanlarına sahip olan Amerika’ya öğrettiği en önemli şey, tüm bunların bölgesel gerçeklikler ve vatanlarına aidiyet duygusu besleyenler karşısında nasıl hüsrana uğradığıdır. Rejim değişikliği ve nükleer programın tamamen durdurulması hedefiyle çıkılan yolda “Hürmüz”ün derinliklerine saplanıp kalan bu devasa bütçeli devlet -ve dahi uşağı İsrail –hem stratejik çıkmaza girdi hem de süper güç özelliğini kaybetti. Trump’ın üst perdeden ürettiği saçmalıkları onu ancak savaşın başladığı 28 Şubat öncesi orijinal konumuna geri dürdürmeye yetti. Savaş öncesi statükoya dönülmesi demek devamlı surette üst perdeden tehditler savuran ve hedeflerine yönelik çıtayı her geçen gün yükselt...

“Dil” deyip geçmeyin..

  “Dil” deyip geçmeyin.. Sadece günümüz görsel ve işitsel medya döneminde değil   antik çağlardan bu yana savaş sadece savaş meydanlarında yaşanmaz; zihinlerde, kelimelerde ve günümüzde de medyada da yaşanır. Modern çağ öncesi dönemlerde bilge diyebileceğimiz liderler zihinlerde yaşanan savaşların ilk olarak yine zihinlerde galip gelmesi gerektiğini iyi kavramışlardır. Günümüz modern deyimiyle kamuoyunun desteğini almadan bir savaşa girmenin   çok da akıllıca olmayacağını taa o dönemlerde bile kavramışlardır. Mesela bizim tarihimizde Yavuz Sultan Selim İran(Safevi)   Seferi’ne çıkmaya karar verdiğinde bunu uzun zaman erteleme gereği duymuştu. Zira kamuoyunun temsilcisi konumunda olan Şeyh-ül İslam’dan bu savaşa yönelik olumlu bir fetva çıkmamıştı. Neticede Müslümanın Müslüman’a savaşı olacaktı bu savaş. Ve yapılacak   bu savaşın toplumu huzursuz eden yanı vardı. Yavuz Sultan Selim uzun süre Sevilerin Osmanlı aleyhine gelişimlerini ispatlamak zorunda kalmı...
  Birileri Trump’a Amerika’nın 1980’deki “destansı başarısızlığını” hatırlatmalı .. Trump İran savaşındaki gidişattan dolayı bir hayli stresli günler yaşıyor. Bu stresi bazen çelişkili ifadelerinden bazen de seçmene gösterdiği orta parmaktan anlayabiliyoruz. Savaş bir türlü istediği düzlemde ilerlemiyor; ilerlemediği gibi “yok ettik” dediği ne varsa daha güçlü daha donanımlı şekilde karşısına çıkıyor. Tabi bir şekilde   bu işten kazançlı çıkmayı başarmak zorunda hissediyor kendini..Bu noktada yine ayı hatayı yapıp kendisini savaşa sürükleyen Netanyahu ve Amerika’da onun uzantısı güçlerle dirsek temasını sürdürüp onların telkinleriyle hareket ediyor. Kendisine akıl verecek olan ve bu coğrafyayı ve de tarihini çok iyi bilen uzmanları   yanından uzaklaştırdığı yetmiyormuş gibi onları aşağılayıp kendi bildiğini okumaya devam ediyor.. Oysa yanından uzaklaştırdığı veya kendisini eleştirenlere kulak asıyor olsaydı ülkesinin 1980’lerdeki küçük bir operasyonda dahi nasıl b...

Anglo-Sakson “Hoşgörüsü.”

  Sömürgecilik tarihi, sadece askeri güç ve ekonomik sömürüden ibaret değildir; aynı zamanda bu sömürgecilik sürecini meşrulaştıran devasa bir psikolojik ve “retorik kurgu” üzerine inşa edilmiştir. Bu tarz sömürgeciliğinin inşası ve uygulanışı Victoria dönemi Britanya’sının, ulaştığı devasa sınırlarından hızla geri çekilmeye başlamasından ve en nihayetinde dünyanın alacaklı ülkesinin en borçlu ülkesi haline gelip yerini Amerika’ya bırakmasına kadar geçen süreçte devam etti;bu inşa sürecinde de Rudyard Kipling’in şiirinde geçen “Beyaz adamın yükü” gibi   mağdura oynayan bir efendi edasıyla hem sömürgesi Amerikan kolonilerindeki halka hem de dünyanın geri kalan halklarına   sözüm ona medeniyet, hukuk ve ticaret" getiren bir "ebeveyn"rolünde olduğunu ve bu nedenle yüklerinin her devletten çok daha ağır olduğunu gayet güzel şekilde zihinlere işlediler. İngilizlerin bu sömürge faaliyetlerindeki temel hedef, krallara, halkın gelenek ve göreneklerine sözüm ona dokunmuyor gi...

Netanyahu: ”..Biz bal prosuğuyuz..”

  İsrailli bir yetkili Amerika ve İsrail’in İran’la olan mücadelesini tarif ederken “Bir elimizle rejimin boğazını zorla kavrıyoruz. Diğer elimizle de boğazı beklenmedik bir şekilde, tekrar tekrar, ta ki bağlantı kopana kadar sallıyoruz.” Cümlelerini kuruyor. Ama ne hikmetse “rejim” dedikleri yapının (ki rejim ifadesi tamamen Amerika menşeli propaganda tanımlamasıdır) boğazını aylardır sıkmalarına (12 Gün Savaşları ve yıllarca süregelen yaptırımlardan bu yana) rağmen nefes yollarını tıkama kabiliyetinden yoksun olduklarını halen anlamamışlar. İran’ın nefes borusu olan ticari güzergahına yapılan her türlü baskı ve her türlü hileli saldırı dahi nefessiz kalmalarını sağlayamadı. İsrailli yetkili bu tanımlamayı yaparken, sığınıklarda veya bodrum katlarında sağlıksız bir nefes alışverişinin tedirginliğiyle yaptığının farkında değil. Dahası; mühimmatlarının yüzde 150’sini   kullanma ihtiyacını duyduklarını, silah ekonomisini karmaşık yapısı içinde depresyonda olduklarının da f...

Trump’ı Savaşa Sürükleyen Hegemonya

  Yahudi ve evanjelik sapkınlığında “Üçüncü tapınağın inşası” kehanetinin gerçekleşmesi önemli yer tutar. Birincisi Hz. Süleyman tarafından M.Ö. 10. yüzyılda inşa edildi ama   M.Ö. 586’da Babilliler tarafından yıkıldı. İkincisi M.Ö. 516’da inşa edildi ama o da   M.S. 70’te Romalılar tarafından yıkıldı. Bu sapkınlara göre üçüncüsünün inşası Meshi’in yer yüzüne gelişiyle gerçekleşecek ve İsrail halkının kurtuluşunun habercisi olacak. Ben genelde dinlerin mitolojik anlatımlarla basitleştirildiğini,insan zihnini körelttiğini ve insana dar bir bakış açısı kazandırdığını düşünenlerdenim. Benim kendi çapımdaki haklılığımın delili de bence bu yaratıkların -21.yüzyılın ortalarında yaklaştığımız bu dönemde bile-   mitolojik ve teolojik sapkınlığıdır. İşte bu sapıkların dünyanın süper gücünün başında karar alıcılar olarak görüldüğü bir döemde “kıymet savaşı” veya “savaşları”nın yaşanması kaçınılmaz olabilir;ama bu savaşlar hiç de öyle bel bağladıkları kehanetler gibi...

Savaş, Körfez’e Amerika için sadece petrol pompası olmaktan kurtulma fırsatı sunuyor

  Savaş, Körfez’e Amerika için sadece petrol pompası olmaktan kurtulma fırsatı sunuyor Ortadoğu’nun “bereketsiz” toprakları üzerinde gökdelenler dikip sınırsız enerji hatlarıyla bir avuç zümrenin karnını doyuran Körfez’in denge politikası, Amerikan şemsiyesinin tellerinin kopup kendilerine saplanmasıyla çatırdamaya baladı. Ülke kaynaklarını on yıllardır kendi çıkarları için kullanan beyaz fistanlılar kendi güvenliklerini tek bir noktadan temin ediyordu: Amerikan şemsiyesinde.. Bu şemsiye İran’la yapılan savaşın estirdiği rüzgara karşı dayanıksız çıktığında da beyaz fistanlı satılmışların ağlama sesleri kimsenin umurunda olmadı; ve Amerika ile kurulan petrol karşılığı güvenlik denkleminin nasıl çözümsüz bir denklem olduğunu İran füzeleri onlara anlayacakları dilden anlatıp hatırlatıverdi.   Ve İran füzeleri bu zümreye “aldatılmışlık” hissinden ziyade “gerçekle yüzleşme” şansı da tanıdı aslında. Bu zümre ne bekliyordu ki? Dünya’da devriye gezmekten yorulan dünyanın jan...

Filistinlileri İsrail Gazze’de, Avrupa kendi topraklarında öldürdü..

  Filistinlileri İsrail Gazze’de, Avrupa kendi topraklarında öldürdü.. Teolojik sapıkların Gazze’de neler yaptığını hepimizi biliyor ve yaptıklarına şahit oluyoruz. Zaman zaman Avrupa’da bu teolojik sapıklara karşı cılız sesler yükselince “Avrupa uyanıyor” umuduna kapılıyoruz. Aslında o sapıkların o toprakların bizzat kalbinde bu katliamları gerçekleştirirken Avrupa’nın da vaktiyle kendi topraklarında gerçekleştirdiğini hatırlamamızda fayda var. Tarihler 1972’yi gösterdiğinde Avrupa’nın bir çok noktasında Filistinliler Fransız, Alman veya İngiliz istihbaratının MOSSAD’la yaptığı operasyonlarla bir çok Filistinli entelektüel suikasta kurban gitmişti. O dönemde 1972 Münih Olimpiyatları vardı ve bir gurup Filistinli İsrailli sporların bulunduğu oteli basıp iki İsrailli sporcuyu öldürmüş, 9 İsrailli sporcu ve antrenör rehin almış ve rehinelerin İsrail hapishanelerindeki 234 Filistinli mahkûmun serbest bırakılması halinde serbest kalacağını duyurmuşlardı. Alman polisi rehine kr...

İran’da rejim bir “Hidra”dır; çökertilmesi zordur..

  İran’da rejim bir “Hidra”dır,bu nedenle çökertilmesi zordur.. Amerika ve İsrail’in son zorbalıklarından sonra siyaset ve toplum bilimcileri işimdi İran’daki rejimin dayanıklılığı üzerine kafa yormaya başladılar. Monarşinin yıkılışı 1979’dan bu yana bir çok badire atlatan İran rejimi tarihinin en büyük saldırısına uğradı ve uyaramaya devam ediyor bu yıl. “Düşman” olarak nitelendirdikleri Amerika ve İsrail’in, halkı rejime karşı alenen ayaklandırma çağrılarından tutun her türlü ahlaksız ve kural dışı saldırılarına rağmen amaçlarına bir adım dahi yaklaşamamaları, hatta tam tersi bir tepkiyle karşılaşmaları gerçekten de bilimsel, sosyolojik ve hatta psikolojik olarak incelenmesi gereken bir olgu. Aslında bir çoğumuzun merak edip araştırdığında karşılaştığı iki yapı vardır İran’da:Artesh denilen ordu ve de savaşsız ortamda rejimi korumakla görevli Devrim Muhafızları. İran rejimi için Devrim muhafızları öncelikli sırada yer alır. Devasa yatırımlarla beslenir bu yapı. Öyle ki; p...

Bir İmposter Sendromu örneği: Trump

  Bir İmposter Sendromu örneği: Trump Terkçe karşılığı “ Sahtekârlık sendromu ” olan bu sendromu duyanınız vardır. Malum,ilim ve bilim insanları her kötülüğün bilimsel karşılığını bulmada mahirdir. İnsanın yaratılışından itibaren kodlarında olan ama bu kodların kendi dijital kasasını açmak için   kullanılıp kullanılmayacağı da insana bağlı olan bazı kötü huylar çoğu zaman dibine kadar kullanılmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sahtekarlık kodlarına devamlı surette baş vuran ve bu sendromun bireysel karşılığı olan Trump da önümüzde duran yegane örneklerden biridir. Narsisizme ve aşırı özgüvene sahip olan Trump’ın aslında olmayan başarılarını varmış gibi göstermesinin ve bir gün geldiğinde bu foyasının ortaya çıkacağı korkusunu yaşadığına eminim. Bir gün yetersizliğinin herkes tarafından anlaşılacağı korkusu bu sendroma sahip olanların karakteristik özelliğidir; ve sizi bilmem ama ben   Trup ’da bu sendromun bu karakteristik özelliğini görebiliyorum. Devamlı sure...