Kayıtlar

Yunanlılara göre Erdoğan ikili strateji izliyor..

  Yunanlılara göre Erdoğan ikili strateji izliyor.. Birkaç gün önce Yunanistan Hükümeti’nin sözcüsü Pavlos Marinakis“Türkiye ile görüşüyor olmamız aynı fikirde olduğumuz, dahası geri adım attığımız anlamına gelmiyor.” Diye bir açıklamaya yapmıştı. Açıkçası açıklamaları çok şaşırtıcı değil.  Yunanlılar gerek zaman zaman BM’nin gerekse Türkiye’nin sıklıkla önerdiği adaletli hiçbir çözüm önerisine sıcak bakamdılar zaten. Zamanın getirisine göre ılımlı yaklaşma sinyalleri verdilerse aslında bu sinyaller kendilerine yönelik zaman kazanma çabasından başka bir şey değildi. C. Başkanı Erdoğan’ın bir kez daha Yunanistan’a zeytin dalı uzatması onları şımarıklığa sevk etmiş olmalı ki adadaki askeri varlıklarını “kablo döşeme” bahanesiyle güçlendirmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin buna sessiz kalmaması karşısında da Türkiye’yi provokatörlükle suçlayıp BM’ye şikayet ediyorlar. Türkiye’nin İtalyan gemisinin işlevlerini takip amacıyla gönderdiği ve savaş gemilerinin yarattığı panik içleri...

Bolivya’daki darbe girişiminde Amerika izleri..

  Bolivya’daki darbe girişiminde Amerika izleri.. Bolivya'nın başkenti La Paz'da Başkanlık Sarayı General Zuniga liderliğindeki bir gurup asker tarafından basılmış ve Murillo Meydanı ele geçirildikten sonra General Zuniga, "Bu vatanı kurtaracağız, gerçek demokrasiyi yeniden kurmayı amaçlıyoruz” şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Tabi teker teker yapacaklarını sıralarken yapacaklarının ilk sırasında siyasi mahkumların serbest bırakılması vardı. Ancak bu darbe girişimi , ordunun   ve güvenlik güçlerinin desteklememesi ve demokrasiyi savunmak için sokaklara çıkan halkın tepkisi nedeniyle yalnızca üç saat sürdü.(Bu yönüyle bizdeki 15 Temmuz Hain kalkışmayla benzerlik gösteriyor) Bu darbe girişiminin ve başarısızlığın, bizim 15 Temmuz darbe girişimine olan benzerliği sadece şeklen değildi;arkasındaki görünmeyen güç de benzerdi. Yani bu ülkedeki darbe girişiminin arkasında da yine Amerika vardı. Hoş; Amerika son 15 yılda hiçbir ülkede amacına ulaşan bir darbe girişiminde...

Fransa’nın, sömürgelerini ayakta tutma çabası..

  Fransa’nın, sömürgelerini ayakta tutma çabası.. Batı’nın 17. Yüzyıldan itibaren başlattığı sömürgecilik faaliyetlerinin halen devam ettiğine şaşmamak lazım. Sömürgeciliğin versiyonları her yüzyılda yeni boyutta kendini günceller. Ve Batılı devletler direk veya dolaylı olarak elde ettikleri sömürge gelirleriyle ayakta dururlar. Tabi bu tür konular hakkında bilgi sahibi olmayanların ülkesini Batılı ülkelerle kıyaslayıp kendi ülkelerini yerin dibine sokma çabaları çok anormal bir durum değil ama kendileri açısından maalesef trajik bir durum.   Bu “trajiklerin” Cumhur Başkanı Erdoğan’ın Ruanda ziyaretini dalga konusu yapmaya kalkmalarından ve akıllarınca “bir Ruanda eksikti!” diye küçümsemelerinden bu zihniyetin Türkiye’nin son 86 yılını nasıl heba ettiklerini daha net anlıyoruz. Tabi bu zihniyet(siz)ten   bir dış politika değerlendirmesinde kendilerini direk veya dolaylı fonlayan emperyalistlerin yaptıklarını eleştirmelerini beklemiyoruz. Biz Macron’a dönelim.. G...

Peki, Batı'nın sokak köpekleri Ne alemde?

  Peki, Batı'nın sokak köpekleri Ne alemde? Ülkemizde toplumu ilgilendiren her mesele siyasetin bir parçası olmaktan kurtulamıyor. Siyasete konu olan son mesele de sokak köpekleri.. Bu günlerde Meclis gündeminde. Meclis’ten çok sosyal medyanın ana gündemi olan bu sorunda “zıt talepler” birbirleriyle yarışıyor adeta. Meclis’te bu konu tartışılırken kimi vekiller uyutulmaya karşı çıkıyor kimi vekiller de belirli bir süre sonrasında uyutulmanın gerekliliğini savunuyor. Bazı vekiller de   “bu sorunu kimin yarattığını bulma” peşinde. Sorunu kimin yarattığı önemli mi bilmiyorum ama medeni ülkelerde kimin yarattığından çok nasıl bir çözüme kavuşturulduğunun önemli olduğundan eminim. Sorunu kimin yarattığının peşine düşütümüzde MÖ 10000’lerde hayvanların evcilleştirilerek yerleşik yaşama geçilen tarihe kadar gitmek lazım, ki buna hiç gerek yok.. Sorunun kaynağının bir defa insan olduğunun farkına varmamamız lazım. Çünkü bizler     insan-merkezci anlayıştan hareke...

ABD’nin Gazze’de yardım için kurduğu iskelenin sinsi hedefi..

  ABD’nin Gazze’de yardım için kurduğu iskelenin sinsi hedefi.. Yaklaşık 40 bin insanın ölümüne sebep olan bombaları terör devleti İsrail’e veren ABD’nin, sağ kalan Gazzelilere sözde yardım için   Gazze Şeridi kıyılarına iskele kurduğunu biliyoruz. Bu iskelenin kurulma amacı abluka altında olan Gazze halkına yardımı, kısa sürede dağıtmakmış. Şu şekilde işleyecekmiş: İnsani yardım taşıyan kamyonlar burada karaya çıkarılacak ve Birleşmiş Milletler yardımları teslim alacak ve Gazze’ye dağıtımını koordine edecek. Peki İsrail buraya müdahale edecek mi? İsterse edebilir tabi. Ama etmeyecek.   Peki neden? Bir başka soru: ABD veya BM istese iskele kurmadan İsrail’in kapattığı kapılardan yardımları getiremez miydi? Bence getirebilirdi. Madem getirebilirdi de bu iskele çabasının amacı ne ve İsrail bu sözde yardım iskelesinin kurulmasına neden müdahale etmedi? Şimdi bu soruların cevabını farklı uzmanların farklı analizlerinden yola çıkarak yaptığım çıkarılarimlarla vereyi...

Ders kitaplarında İsrail nefretini kaldıran Suudiler..

  Ders kitaplarında İsrail nefretini kaldıran Suudiler.. Muhammed bin Salman’ın Suudi Arabistan’ı bizleri yine şaşırtmadı.Terör devleti   İsrail’le normalleşme adımlarına hız verdi. Zaten 7 Ekim’den sadece birkaç hafta önce İsrailli yetkilileri ülkesinde şatafatlı şekilde ağırlamış ve onlarla beraber hareket etmek istediklerini adeta bir “yanaşma” edasıyla dile getirmişlerdi. İsrailli yetkililerin ve profesörlerin bulunduğu heyet günlerce Suudi toprağında empozyomlar düzenlemiş ve bu sempozyumlarda bir zamanlar bizde dile getirilen dinler arası diyaloğu empoze etmek için yoğun çaba sarf etmişlerdi. İslam Coğrafyasının iki önemli gücü olan İran ve Suudi Arabistan’ın Siyonistlerin emellerini gerçekleştirmede birer maşa durumuna gelmesi İslam dünyası açısından maalesef   utanç verici,dahası onur kırıcı bir şey. Sadece Siyonizm’in maşası ve “yalakası” olmakla kalmayan Suudi Arabistan Hristiyanların da kuklası olmak için çaba sarf ediyor. Yakın zamanda Papa’nın Riyad...

Savunma bütçelerindeki artış yeni bir dünya savaşının habercisi mi?

  Savunma bütçelerindeki artış yeni bir dünya savaşının habercisi mi? 1870 ve 1871’de İtalya ve Almanya siyasi birliklerini kurduklarında o dönemin dünya halkı yaklaşık 45 yıl sonra başlayacak Dünya Savaşını ilk adımının atıldığından habersizlerdi. Ancak Almanya Prusya Krallığı öncülüğünde siyasi birliğini tamamladığında fabrikaları ve makineleşmesi üstü düzeyde dünya siyasetinde önemli bir aktör olarak yerini almış ve makinelerin işletebileceği hammadde kaynakları için İngiliz sömürgelerine göz dikmişti. İşte bu başlangıç yaklaşık 50 yıl sonra yaşanacak dünya savaşının basamaklarının ilki olacaktı. O demin dünya halkı kendi dünyalarını yaşarken devletlerin gün be gün birbirlerine karşı “denge siyaseti gütmesi ve kendilerine uygun bloklarda yer almak için nasıl anlaşmalar yaptıklarından habersizlerdi; tıpkı günümüzde yaşanan devletlerarası bloklaşmadan habersiz olduğumuz gibi. Bu dönem bloklaşma ve siyasi gerginliğin 19.Yüzyılın bloklaşma sürecindeki farkı devletlerin veya pa...

“Türkiye ticari kısıtlama ile boş midemize yumruk attı..”

  “Türkiye ticari kısıtlama ile boş midemize yumruk attı..” Türkiye geçtiğimiz haftalarda İsrail’ ihracat kısıtlaması getirmişti. Bunun etkili olup olmaması konusunda tereddütlerim vardı ama İsrail medyasında halen gündemde tutulan “kısıtlama” görünen o   ki fazla can acıtmış. Dikkat ederseniz Türkiye’nin ihracat kısıtlamasında yer alan ürünlerin başında İnşaat sektörüne ait ürünler yer alıyor. Türkiye’nin ihracat kısıtlamasında İsrail’in inşaat sektöründeki ürün ihtiyaçlarını hedef alması rast gele yapılmış bir seçim değil.   Zira İsrail’de inşaat sektörü Filistinli iş gücü kaybı nedeniyle büyük darbe almıştı, üstüne Türk mallarının kısıtlanması da eklenince sektör can çekişmeye başladı ve onların deyimiyle Türkiye “boş mideye yumruk atmış” oldu. Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin İsrail’e çimento ihracatının %29 olduğunu düşünürseniz onların söylediği “boş mideye yumruk atma” içerlemelerinin anlamını anlarsınız. Hal böyleyse eğer-ki böyle- iktidardan beklentimiz “kısıtlam...

Türkiye Ruslar için basit bir domates üreticisiydi;peki şimdi?

  Türkiye Ruslar için basit bir domates üreticisiydi;peki şimdi? Rus medyasında çıkan bir yazı bir hayli dikkatimi çekti. Yazıda Rus halkının zihninde Türkiye “basit bir domates üreticisi ya da Rus turistler için vazgeçilmez bir   “tatil köyü” olduğuna dair küçümseyici düşünceler yer alırken, son dönemlerde Türkiye’deki silah sanayiindeki gelişmeler ve bu gelişmelere paralel olarak sahip olduğu özgüven nedeniyle o küçümseyici düşünceler yerini hayranlık duygularına bıraktığı yazıyordu. Yazı Amerika’nın F35’lerini bir çok ülke gibi Türkiye’nin de satın almak istediğini ancak bir çoklarının ikinci kez sipariş vermesine rağmen Türklerin bekletildiği ama Türklerin sırada beklemeye hiç de niyetlerinin olmadığı çünkü bu sınıftan bir savaş uçağı “yaratmak” için kollarını sıvadıklarını hatta çok yol kat ettikleri yer alıyordu. Türklerin bu yöndeki başarısının ilk kez test edildiği gelişmenin “Karabağ Savaşı” olduğu belirtilen yazıda on yıllarca sürecek savaş uçağı üretiminin Tür...

ABD Ortadoğu’nun güvenlik garantörlüğü rolünü daha da pekiştirdi.

  ABD Ortadoğu’nun güvenlik garantörlüğü rolünü daha da   pekiştirdi. Birkaç gün öncesine kadar başta bölgelerinin güvenlik şefi ABD’yi,ardından birbirlerini haberdar ederek bir “misilleme tiyatrosu” oynayan İsrail ve İran büyük oranda hedeflerine ulaşmış görünüyor. Ama tiyatroya kuşbakışı baktığımızda bu iki devletin hedefleri bölgesel düzeyde kalıyor;asıl küresel düzeyde hedefine ulaşan devlet tabiki ABD oldu. Ortadoğu’da İran’ın mezhepsel yayılmasından endişelenen Sunni Arap Devletlerinin mevcut durumunu   çok iyi kullanan Amerika’nın bu misilleme tiyatrosu”nun senaristi olması su götürmez bir gerçek. Dikkat ederseniz pek çok Arap devleti -açıkça kabul etmeden- İran'ın sözde saldırısına karşı İsrail’in kendini savunmasının meşruluğu konusunda hemfikir.Hatta o kadar ki Suudi Arabistan, Ürdün ve birkaç Arap Devleti İsrail’e istihbarat kolaylığında bile bulundu. İşte Amerika bu güçler arsındaki farklılıkları mümkün mertebe daha da ayrıştırarak Ortadoğu’nun ...

Bizdeki İhracat yaygarasını ve de önemsiz gösterilen “kısıtlama kararı”nı bir de İsraillilerden dinleyin..

   İhracat yaygarasını ve de önemsiz gösterilen “kısıtlama kararı”nı bir de İsraillilerden dinleyin.. Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracatı konusu özellikle mayalarında muhafazakarlık” yatanlar tarafından defalarca ve de haksızca yaygara ve siyasi malzeme konusu yapılmış ve bu “siyasi malzemeye”   ya da iddiayı çürütecek bir çok açıklama ve paylaşım yapılmış ama siyasi rant getirisi oldukça yüksek olduğu görülünce bu iddialara devam edilmişti. Bakalım sözüm ona   fahiş şekilde ihracat yapıldığı iddiayla ilgili o sözde ihraç mallarını ithal eden muhatabı yani İsrail’in bizatihi kendisi bunu nasıl değerlendiriyor. İsrail Globes gazetesi Türkiye’nin ihracat kısıtlaması kararını değerlendirirken bizdeki “yaygaracı tayfa”nın aksine ilginç bilgiler veriyor. Gazete “kendine güvenen uzman”(en azından çeviri böyle) başlıklı yazısında İsrail-Türkiye Ticaret Odası Başkanı Gad Shushan’nın değerlendirmesine yer vermiş. Ve İsrail’deki ithalatçıların kısıtlamaya yönelik nasıl...

Amerika’nın yapay tehditi:İran

  Amerika’nın yapay tehditi:İran Ortadoğu devlet destekli uluslararası terörizmin “staj alanı” haline gelmiş durumda. Bu staj alanını en iyi değerlendiren iki ülke:İsrail ve İran. Bu iki devletin bir birleriyle sürtüşmesi sosyal medya videolarındaki, engel olduğu sürece birbirlerine havlayan köpeklerin engel kalkınca birbirlerini görmezlikten geldiği görüntülerin uluslararası alandaki   gerçekliğini yansıtıyor. İran’ın tarihten bu yana terörizmi   devamlı surette birtakım amaçları uğruna bir araç olarak kullandığını biliyoruz. Böyle bir devletten İslam dünyası adına bir adım beklemek hayalden öte cahillik derecesinde ir iyimserlik olur. İran’ın bu politikası Soğuk Savaş’ın “dehşet dengesi”nden itibaren çok daha fazla kendini hissettirir oldu. İran’ın varlığını terörizme bağlaması çok da garipsenecek bir durum değil.   Özellikle devriminden bu yana Türkiye’nin bölgesel güç olmasını engellemek adına PKK Terör Örgütü’ne verdiği desteği hepimiz biliyoruz. Son yıl...

Kaybedilişte emekli ya da ekonomi tek faktör mü?

Kaybedilişte emekli ya da ekonomi tek faktör mü? İlginçtir daha 1 yıl önce Ak Parti onca ekonomik zorluğa rağmen sandıktan birinci parti olarak çıkmış ve Sayın Erdoğan bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilmişti.   Peki aradan sadece 1 yıl gibi bir süre geçmişken seçmenin bu belirgin dönüşünün sebebi neydi? İşte bu soruya herkes kendince bir takım cevaplar verirken eli kalem tutanlar da tek faktörlü etkenler üzerinden bir takım analizler yapmaya başladı ve analizlerin genel olarak altını çizdiği cümleler “tencerenin hükümet devirdiği”ydi. Oysa mesele sadece ekonomik nedenler olsaydı bir yıl önce durum Ak Parti lehine çok daha vahim olmalıydı. Çünkü genel itibariyle piyasa bu günkünden çok daha iyi değildi ve o dönemde asgari ücretliye bugünkü zamlar yapılmamış ve emekliye yönelik –yetersiz de olsa- bugünkü iyileştirmelere gidilmemişti.. O halde tek belirleyici etken ekonomi ya da aday seçimi değildi. Buna kısaca değineceğim ama genel seçimlerin Ak Parti tarafından kazanılmasındaki ...