Kayıtlar

Zelensky ve Kolomoisky..

  Zelensky ve Kolomoisky.. Biz Zelensky güzellemesidir gidiyor. Bu ‘güzelleme yarışına’ bizdeki bazı medya kuruluşlarının ve bazı ekran yüzlerinin de katılması aslında öyle yabana atılacak bir katılım değil.   Dünya’nın “Batı” olmaksızın içi boş bir kavanoza benzeyeceğini düşünenler tatbikî Batı’nın izinde gitmeye adayacaklardır kendilerini. Onlar için gelenek-görenek,örf-adet veya Türk –İslam Kültürü gibi kavramların çok önemi yok. Haliyle   Batı beslemeli bu zihniyetten çok fazla “milli” duruş beklemeyin. Yere göğe sığdıramadıkları Zelenky’ye gelince.. Bu kahramanımız “komedi kulübü” adıyla bilinen sahne şovları yaparken öyle etkileyici, zekice espiri kabiliyetine sahip biri değildi aslında. Kahramanımızın oldukça “vasat bir komedyen” olduğunu anlamanız için Türk-İslam kültürüyle ve C. Başkanımızı alay konusu yapan şovunu izlemeniz yeterli. Kahramanın tedarikçileri kendisinin ne kadar kullanılışlı olduğunu fark ettiklerinde kendisini ekranla tanıştırmakta geç ka...

Ukrayna Halkı Batı’nın Popülist Söyleminin Bedelini Ödüyor..

  Ukrayna Halkı Batı’nın Popülist Söylemlerinin Bedelini Ödüyor.. Günlerce ezilen bir milletin ülkelerinden kaçış hikâyelerini izliyoruz. Ama bizim Avrupa izleyicileriyle aramızda bir fark var; biz günlerce değil yıllar ve yıllarca izliyoruz ve ayrıca biz, izlemek zorunda kaldığımız acınası hikâyelerin canlı tanıklarıyız. Batı dış politikasının karaktersizliğinin, bir gün sadece bizleri ekran başına kilitlemekle kalmayacağını, kendi kamuoyunu da ekranlara bakarak hüzünlendireceğini tahmin ediyorduk. Ama bunun “mavi gözlü çocuklar” üzerinden olacağını pek düşünemezdik. Batı dış politikası ile ilgili geçmişte aklımda kalan önemsediğim bir cümlelik analiz   şuydu “Batı dış politikası kelimelerin sihirli işlevine dayanır: bir şey söylemek, bir şey yapma ihtiyacının yerini alır.” Oldukça anlamlıydı bu cümle benim açımdan. Batı’nın yapmaya istekli görünüp de yapmak istemediği eylemlerin boşluğunu dolduran bir cümleydi “bir şey söylemek, bir şey yapma ihtiyacının yerini alır....

“Beyaz Saray Baskını” Sonrası Prestij Arayışı..

  “Beyaz Saray Baskını” Sonrası Prestij Arayışı.. Aslında bu gün yaşananların işaretini Amerika’nın dünyaya rezil olduğu” Beyaz Saray Baskını”nda vermişti Biden. “En kısa zamanda kaybolan prestijimizi yeniden kazanacak ve Dünya’ya demokrasiyi getireceğiz” dediğinde o gün kü beklentim bir yıl içinde kuvvetle muhtemel Müslüman bir ülkede gerçekleşecek bir insanlık dramıydı.   Ancak Irak işgalinin yanıltıcılığı ABD’ye olan güveni sarsmış olacak ki inandırıcı olabilmek için başka bir coğrafyayı hedef alıp kaybolan prestijini AB’yi kendine “kul” yapmak için harekete geçti. Bunun için ortamı hazırlayan ise sözde düşmanları Rusya oldu.Kanaatim odur ki,yıllar öncesinden, Rusya’nın Dombass Bölgesi’nde yaptığı emperyalist faaliyetlerine güçlü ses çıkarmayışının   altında yatan neden kaosa ihtiyaç duyduğu dönemde bunu kullanmak isteyişidir. Amerikan emperyalizminin aklının bir ürünüdür bu. Dünya devletlerini, yeniden Soğuk Savaş’ın argümanlarıyla kendine muhtaç hale getirmek...

Çok değil çok az düşünmek bunu anlamaya kâfi!

  Az düşünmek bile bazı gelişmeleri anlamaya kâfi! İmaj, sadece bir insanın, bir nesnenin, bir kuruluşun nasıl algılandığı değil; ülkelerin de uluslararası alanda nasıl algılandığıyla alakalı olan önemli bir kavramdır. Tabi ülkelerin uluslarası platformlarda nasıl algılandığı hakkında doğru fikir sahibi olmanızın temel koşulu, gerçekçi, tarafsız ve geniş çerçeveli bakış açısıyla yapılan analizlere bağlıdır. Tabi ülkelerin sahip oldukları güçleri, mantıklı ve çürütülebilirliği olmayan gerekçelerle   donatan iyi bir imaj çalışması yapmaları karşı tarafın analizleri açısından da oldukça önemli. Türkiye’nin son yıllarda özellikle uluslararası alanda sergilediği diplomasi ataklarının karşılık bulması ülkenin yükselen değerleriyle güçlü bir imaj bırakmasıyla doğrudan ilişkilidir. Her ne kadar ülkemizin her geçen gün uluslarası siyasetin çekim merkezi haline gelmesini kabullenmeyen insanımız veya siyasi liderlerimiz olsa da uluslarası siyaset bu gerçekliği çoktan kabul etmiş ...

Komedyenlik mi Şaklabanlık mı?

  Komedyenlik mi Şaklabanlık mı? Eski dönemlerde “saray soytarıları” vardı. Bu “soytarılar” hükümdarları en sıkıntılı zamanlarında bile güldürür, gerginlikleri azaltır ve tabii, bol bol da bahşiş alırlardı. Bu gelenek Yıldırım BEYAZIT’la başlamıştı Osmanlı Devleti’nde. Tabi genel tarihte bu meslek binlerce yıllık geleneğe sahiptir. İslam Tarihi’ne baktığımızda bu geleneğin Abbasiler zamanında başladığını biliyoruz. “Soytarılar”ın oldukça donanımlı olması gerekiyordu. Adeta ilim erbabı gibi ilmi konularda vakıf soytarıların üretkenliği de çok kaliteli olurdu. “Soytarılar”ın padişahı eğlendirme için uyması gereken kuralları da vardı. Örneğin belin çok ama çok aşağısına inen espriler yapmamaya özen gösterirlerdi. Günler yıllar geçti; yen, yüzyıla girildi;ve bir zamanlar sadece padişahı eğlendirmekle görevli   olan ve de gerek genel kültürde gerekse ilmi konularda oldukça bilgi birikime sahip olan(!) bu “soytarılar”dan halk da nasiplenmeye başladı. Yalnız birkaç farkla: ...

Kazan Devrildi, Ocak Söndü.. Vakay-i Hayriyye      -- Bölüm 1---

 Kazan Devrildi, Ocak Söndü.. Vakay-i Hayriyye      -- Bölüm 1--- Devir  Yeni çeri isyanıyla tahta çıkma ya da yine bir yeniçeri  isyanlıya tahttan çekilme devri. Osmanlı'nın acılar içinde kıvrandığı dönemleri yaşıyoruz.  Yine bir yeniçeri isyanıyla tahta çıkan Sultan II.Mahmut'un aklından geçenleri okusalardı yeniçeri  çavuşları ve üst rütbe zabitleri derhal parçalarlardı  hanedandan demeden Sultan Mahmut 'u. Ancak seleflerne  hiç mi hiç  benzemiyordu Sultan Mahmu .Ne tecrubesizdi merhum Genç Osman gibi   ne de tedbirsizdi III.Selim gibi. Kendi sırrını sakladı kendinden adeta.  Zaman geçtikçe doğrudan veya dolaylı olarak kaldırdı bir bir gücüne gölge düşürenleri.   Önce Alemdar Paşa'yı  yanlız bıraktı katil sürüleriyle sonra sürgün etti çeşitli bahanelerle yeniçeri rutbelilerini bir bir. Ocakta çıkan her karışıklığı fırsata çeviren Sultan Mahmut  çeşitli bahanelerle sevmediklerini, ihanet rüzgarın...

Vakay-i Hayriyye Bölüm 2

 "Korkmayın.Bir defa korkan her defa ölür. Ben bir defa ölmek  isterim." Sultan Mahmut Vakay-i Hayriyye  Bölüm 2 Divan toplandığında yeniçeriler " son yeniçeri isyanı " için Et Meydanı'nda büyük bir kalabalık oluşturdular. Söylemleri aynıydı "Eşkinci askeri tesis eden, yeni usül üzere talim edilmesini emredenleri parçalayacağız " diyorlardı.  Her isyanlarında gelenek haline getirdikleri ölüm listesini padişaha yolladılar.( Öyle ya bu olmazsa eksik kalır) Kürt Yusuf, Kethüda Mustafa hazırlamıştı listeyi bizzat.  Divanda yapılan toplantıda  ocağın kaldırılmasına direnenlerin de katledilmesine karar verildi.  Padişah bizzat kılıç kuşanmak istediğini söyleyince yanındakiler " Devletlû, Yeniçerilerin suikast yapması muhtemel , bundan sakının " dediğinde  Sultan: "Korkmayın.Bir defa korkan her defa ölür. Ben bir defa ölmek  isterim." Diye tarihe geçecek bir sözle karşılık verecekti. Padişahın  kendi canından yana bir tereddütü yoktu lakin...

Osmanlı ‘dan Kopan Hiçbir Millet Bir daha Refah Yüzü Göremedi

“1700'den 1940'a kadar Ukrayna, Kabartay, Kirim, Eflåk, Buğdan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, v.s. hep aynı siyasetin kurbanlarıdır” Osmanlı ‘dan Kopan Hiçbir Millet Bir daha Refah Yüzü Göremedi Dünya Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bir daha asla barış içinde yaşanan, istikrarlı bir yer olamadı. İmparatorluk günümüzde “Modern Osmanlı ”adıyla varlığını devam ettirmiş olsaydı   dünya nasıl bir durumda olurdu acaba? Tabi yazının tamamını okumadan “monarşizm hayranı, saltanat sevdalısı” gibi yaftalamalar yapılabilir. Konuyu tamamen jeopolitik düzlemde ele aldığımızı peşinen söyleyelim ki bu tür yaftalamaların önünü bir nebze almış olalım. Osmanlı İmparatorluğu oldukça güçlü bir alt yapıya sahipti. Öyle ki 1579’da başlayan duraklama dönemi 120 yıl, 1683’te başlayan gerilme ve sonrasında dağılma dönemi 239 yıl sürmüştür. Duraklama döneminin başlarında dahi Bucaş anlaşması ile bugünkü Ukrayna toprakları olan Podolya’yı alarak Batıda en geniş sınırlarına ulaşmış...

KORKUNÇ İVAN 

 KORKUNÇ İVAN  İlk başlarda Rusya tek bir hükümdarı olan tek bir ülke değildi. Bir kaç farklı Rus boyunun başında savaşçı prenseler vardı. Viladimir Kiev prensiydi, fakat Moskova gibi diğer güçlü Rus şehirleri genellikle onunla savaşıyorlardı.  Rusya'nın büyük bir ülke olması için ,Rus şehirlerinin birleşmesi gerekiyordu. En sonunda  Rus şehirlerini birleştiren prensin adı İvan'dı. O Rusya'ya ilk yerleşen  Viking istilacı Rurik'in soyundan geliyordu. Rusya'yı tek bir ülkede  birleştirdiği için Büyük İvan olarak hatırlanır. Ancak İvan'ın torunu pek büyük değildi. Aslına bakarsanız, o kadar dehşet salmış bir hükümdardı ki ona Korkonç İvan adını takmışlardı. İvan 1462'de Moskova'da hüküm sürmeye başladığında ilk iş olarak Moskova'yı yerel Moğol krallığından geri almak istedi. Moğollar Kubilay Han'dan sonra parçalanmış ve krallıklara bölünmüştü.  Moğol krallığından biri Rusya topraklarında hak iddia etmeye başladı. Moğol hanı İvan'dan haraç isted...

Ortak Hafıza:Tarih

  Ortak Hafıza:Tarih Bizler Tarih okumanın, öğrenmenin   bir ulusun kolektif hafızasını inşa etmede, biçimlendirmede veya hafızasını dönüştürmede önemli bir etken hatta birincil etken olduğunu biliriz.  Tabi tarihin, sadece devletlerin resmi ideolojisini yansıtan yönlerinden bahsetmiyoruz. Özellikle 80’li yıllardan itibaren tarihi bir takım pozitivist kuramlar üzerinden okumanın veya okutmanın olumsuzluklarını zaman içinde görmekteyiz aslında. Söz gelimi milli şuurun önemsizleşmeye doğru everilmesi, vatan dışında dünyanın her hangi bir yerini vatan değil menfaat toprağı olarak görüp o topraklarda gerekirse vatanı aleyhine birtakım çalışmalarda bulunulması şeklinde aidiyetsizlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Pozitivist bir bakış açısıyla ele alınan tarih tüm uluslarda ulusların milli ve manevi kimliklerinin   tarihi olaylara etkisini ikinci plana atmış, birincil etken olarak devletlerin sahip oldukları maddi güçler görülmüştür. Bir devletin siyaseti şekillen...

“Az zamanda Çok İş” yapmak İçin Başkanlık Değil Güçlendirilmiş Başkanlık..

  “Az zamanda Çok İş” yapmak İçin Başkanlık Değil Güçlendirilmiş Başkanlık.. Son tahlilde yeter ki frenleri sağlamlaştırılsın, yeter ki devletin yönetim erkleri birbirleriyle sağlıklı iletişim içinde olsun ve yeter ki bu erkler birbirlerine müdahale de bulunmasın eminim coğrafyanız sizin kaderinizi değil,siz coğrafyanızın kaderini belirlersiniz.   Konuyu siyaseten taraf olmaktan uzak bir değerlendirmeyle ele aldığımdan kimsenin şüphesi olmasın. Zaten öteden beri FRENLERİ SAĞLAM bir Başkanlık Sistemi’ni, sistem getirilmeden önce de arzulayanlardandım; hatta daha da ileri gideyim: GÜÇLENDİRİLMİŞ BAŞKANLIK SİSTEMİ’nın çok daha uygun olacağından yanayım. Pe ki GÜÇLENDİRİLMİŞ BAŞKANLIK SİSTEMİ’nden kastım nedir? Maddelerle sıralamaya gerek yok tek cümle kâfi: Frenleri sağlamlaştırılan, bakımları yapılmış, sistemi idare edecek olanların keyfi uygulamalarına kapalı, yargıya saygılı, yasamaya önem veren ancak yürütmeyi tüm bürokrasiden arındıran , liderin ve   bakanlarını...

2022’nin Eğitim Sitemini 1924’ün Kanunlarıyla Yürütemezsiniz..

2022’nin Eğitim Sitemini 1924’ün Kanunlarıyla Yürütemezsiniz.. Devletlerin kuruluş döneminden sonra yükselme dönemine girdikleri süreçleri iyi analiz edildiğinde bu sürecin ana aktörünün eğitim olduğunu görürsünüz.  Bunun tersini de söylemek mümkün. Yani devletlerin gerileme veya dağılma dönemlerini analiz ettiğinizde   bu süreçlerin ana aktörünün de yine eğitim olduğunu görürsünüz. Nitekim Osmanlı Devleti’nde Kanuni’nin son dönemlerinde yaygınlaşan “beşik ülemalığı”nın devletin köklü eğitim sistemini nasıl sarstığını ve beraberinde birkaç kuşak sonrasının nasıl bir yozlaşmaya uğradığını görmek mümkün. Çok detaya inmeden 3.Murat döneminde kurulan rasathanenin “gökte Allah’ın işine karışılmaz” denilip yakılmasından, tarihimizde modernizmin öncüsü olarak kabul ettiğim II.Mahmut için “gavur Padişah!” lakabının kullanılmasına kadar bir dizi örnekler verilebilir. Osmanlının son dönemlerinde bazı padişahların eğitimde reform çalışmalarına kalkışması ise, yozlaşmanın saldığı ...